19 Aralık 2013 Perşembe
İspanya bahçesinde Endülüs şarkısı
Batı Roma, 476’da, ardında onlarca başıboş toprak bırakarak tarihe gömülmüştü. Kuzeyden Afrika’ya doğru yayılan Vizigotlar, bu siyasi boşlukta İberya’nın (İspanya&Portekiz) hakimiyetini almış, ülkeyi iki asır boyunca kâh kılıçla kâh kanunla yönetmişlerdi. 8. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, Tarık bin Ziyad komutasında binlerce Mağripli asker ‘gemileri yakmak’ pahasına, Herkül Sütunları’nın diğer yakasına, ‘vandallar diyarı’ manasına gelen Endülüs’e geçmişti.Tarık bin Ziyad’ın “Görüyorsunuz, arkanızda deniz, önünüzde düşman. Kaçacak yerimiz yok. Sabır ve sebattan başka yapacağımız bir şey yok.” inancı ve Vizigotlar’ın siyasi kavgaları sayesinde birkaç yıl gibi kısa bir sürede tüm İberya’yı alıp, Paris yakınlarına kadar ilerlemişlerdi. Payitahtı Kordoba olan bir devlet kurulmuş, kültür, bilim ve sanat alanındaki varlıklarıyla tarihte unutulmaz bir yer edinmişlerdi. Kordoba’ysa, yüz binleri aşan nüfusuyla Batı Avrupa ve Kuzey Afrika’nın ağırlık merkezi olmuş, dönemin ulu şehirleri Bağdat ve İstanbul’un seviyesine ulaşmıştı.KordobaTablo şehir, KordobaTablo gibi bir şehir Kordoba. Sarı badanalı evleri, minik taşlarla döşeli dar sokakları, ansızın çıkılan küçük meydanlarıyla bir ‘mahalle’ burası. Turizm uğruna yaşam alanlarında, ‘rant’a taviz verilmemiş henüz. Arapçada ‘büyük vadi’ anlamına gelen Guadalquivir Nehri, Kordoba’yı ikiye bölüyor ve şehrin önemli bölümü nehrin kuzey kısmında yer alıyor. Karşı yakada durup şehre bakıldığında, sarı sıcak bir masal diyarında buluyor insan kendini. İki yakayı bağlayan San Rafael Köprüsü’nün ucundaki ‘Köprü Kapısı’, payitahtın giriş kapısı. Kapının ardında, devasa Mezquita, şehrin en görkemli yapısı olarak karşımızda yükseliyor.Endülüs’ün Ulucami’si olarak bilinen mâbet, bugün Kordoba Katedrali olmasına rağmen ‘Mezquita/Mescit’ ismini taşıyor. Devletler dönüştürmeye çalışsa da, zaman izleri silmiyor; Kordoba Katedrali ‘Mezquita’da olduğu gibi. Endülüs bu yönüyle biraz da Anadolu’ya benziyor.KordobaPayitahtın Ulucami’si olması münasebetiyle devlet erkânının merkez cami olarak kullandığı Mezquita, yüzyıllardır korunan sütunları, eşsiz kemerleri, zarif süslemeleriyle zamanda yolculuğa çıkarıyor. Mâbede adım attığında insan, kendini bir sütun ormanında buluyor. İçine sonradan inşa edilen kilise ve süslemeleriyle oldukça değişikliğe uğramış olsa da, cami olduğu yıllara yolculuğa çıkaracak çok sayıda eseri koruyabilmiş. Kilise ve cami izlerini birlikte yaşatmaya çalışan ulu mâbedin kare avlusunuysa sıra sıra portakal ağaçları süslüyor. Mezquita’nın yapımına Anadolu’nun da eli değmiş, Bizans gönderdiği mozaikleriyle katkıda bulunmuş.Granada’da kör olmakİberya’nın kuzeyindeki Katolik beylikler, zamanla güçlenip, birlikte hareket etmeye başlamıştı. ‘Yeniden fetih’ dedikleri düşünceyle tüm İberya’yı Katolik tek bir yönetim altına almak istiyorlardı. Güçlenen Kastilya ve Leon’un birleşme kararına birkaç asır sonra Aragon da katılmış, 700’lü yıllardan itibaren toprakların hâkimi Endülüs, zamanla Granada ve çevresine sıkıştırılmıştı. Askeri zayıflamanın hızlandığı bu dönem, sanatın zirveye ulaştığı günlerdi. Endülüslüler, İslam sanat ve estetiğinin doruğa ulaştığı bu ruhu, El Hamra Sarayı’nın duvarlarına ‘Lâ gâlibe illâllah’ (Allah’tan başka galip yoktur) ayetini işleyerek göstermişti.İspanya’nın zirvesi Sierra Nevada’ya sırtını dayamış, Granada’yı biraz tepeden seyreyleyen, bin bir gece masallarındaki efsanevi saraylardan biri El Hamra. ‘Nar’ diyarının kızıla çalan bu sarayı, yeryüzünün günbatımına en yakışan noktası. Yahya Kemal Beyatlı’nın mısraındaki gibi, “Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı...” El Hamra, her duvarında yazılı ‘Lâ gâlibe illâllah’ ile Cennetü’l-Arif’ine (sarayın meşhur bahçesi) huzur almaya gelenleri geri çevirmeyip, âlemin tüm renkleri arasında şükre vesile oluyor.GranadaEl Hamra’ya paralel tepeyse, Albayzin semtine (nam-ı diğer Müslüman mahallesine) mekân olmuş. Yolu Endülüs’e düşenler, kızıl kiremitli beyaz evleri, mor çiçeklerle süslü dar sokaklarıyla bu semte, Gırnata’nın kokusuna vurulup hülyaya dalmak için muhakkak uğramalı. Hem de El Hamra’ya nazır flamenko dinleyip, İspanyol bahçesinde Endülüs raksına iştirak etmeli. Meksikalı şairin dediği gibi, “Ona sadaka verin bayan, bu dünyada, Granada’da kör olmak kadar kötü bir şey yok.”Yıl 1492; son Endülüs hükümdarı, bir kayanın üzerine çıkar ve El Hamra’ya son kez bakar. Gözü yaşlı, dudaklarından şu sözler dökülür: “Elveda El Hamra, elveda Endülüs.” Artık İspanya’nın birliği sağlanmış, Müslüman ve Yahudiler, çıkarılan kanunlarla ya din değiştirmeye ya da yeni İspanya’yı terk etmeye zorlanmışlardı. Akdeniz’deki liman şehirleri yüzlerce gemiyle Moriskoları (Endülüslü Müslümanlar) karşı kıyıya taşımaya başlamıştı. İspanya topraklarında bir Endülüs şarkısı çalmıştı, yıllarca dillerden düşmeyecek... Ve İspanyol kraliçe İsabel, son Endülüs Granada’da, Hindistan yolculuğunda masrafları karşılaması için yardım istemeye gelen Kristof Kolomb’a mali destek sağlamıştı. Kolomb, bilmeden yeni dünyayı keşfedecekti!..GranadaUlaşım-konaklama10 milyon nüfuslu Endülüs, bugün aynı isimle İspanya’nın 17 özerk bölgesinden biri. İstanbul’dan Endülüs’ün Malaga şehrine direkt uçuşlar var. Şehirlerarası ulaşımdaysa Alsa, Comes gibi otobüs firmaları kullanılabileceği gibi, büyükşehirler arasında trenler de tercih edilebilir. Otobüs seferlerinin hem daha sık, hem de fiyatlarının da uygun olduğunu belirtmek gerek. Kordoba ve Granada’da şehir içi ulaşımda otobüs ve minibüsler kullanılıyor. Lakin, amaç şehri tanımak olunca, ulaşım araçlarına pek ihtiyaç duyulmuyor. Şehirlerin tarihi kısımlarında çok sayıda hostel/pansiyon var, ‘sırt çantalılar’dansanız, bunlardan birinde konaklamak masrafları azaltacaktır. Fiyatlar, gecelik 12-15 Euro’dan başlıyor. Bu arada, El Hamra Sarayı’nın önünde oluşan uzun kuyruğa takılmamak adına giriş biletinin internet aracılığıyla önceden alınması tavsiye ediliyor. Şayet şanslıysanız, oraya vardığınızda gişede sizden başka kimse de olmayabilir tabii...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder