1 Mayıs 2015 Cuma

Serhad Sehrinde Cuma gezmesi

Osmanlı’nın ikinci başkenti Edirne, bir günde gezilecek bir şehir değil. Hemen her eseri Türk tarihinin merhalesi mesabesinde. Öyleyse düşün yollara, çıkın Edirne turuna…

Edirne’ye adımınızı attığınızda buraya neden “Bursa’nın oğlu, İstanbul’un babası” dendiğini anlıyorsunuz. İmparatorluğun ikinci payitahtı olan bu serhad şehri, Türk tarihinin mühim bir merhalesi kuşkusuz. Balkan Harbi sonrası, bu güzel şehri kaybettiğimizde halkın söylediği türküde koca bir mazi saklıdır, ‘Ey Türk oğlu şimdi atın/ O yollarda gezemiyor/ Rumeli’siz saltanatın/ Saltanata benzemiyor…’ Bu haftaki durağımız Selimiye Camii… Baştan belirtelim: Görülecek, ziyaret edilecek çok yer var. Bu sebeple uzun ve yorucu bir geziye hazır ol sevgili kari!

‘Ustalık eseri’nin gölgesinde…

Süleyman-ı Kanunî;’nin entrikalar sonucu tahta geçen oğlu II. Selim’in banisi olduğu cami, Koca Sinan’ın ‘ustalık eserim’ dediği ulu bir mabet. Hazreti Peygamber’in (sas) rüyada Selim-i Sani’ye işaret buyurması üzerine 1568’de temelleri atılan külliye, 1574 senesinde ibadete açılır. Sermimar Sinan’ın 84 yaşında bir gergef gibi işlediği cami, Osmanlı Rönesansı’nın remzi sanki. Çünkü Sinan, Selimiye’yi öyle büyük bir kubbeyle örter ki, Ayasofya’nın rövanşını almış olur adeta. Camiye dikkatle bakın: Her biri sembollerle konuşuyor. Beşerli pencereler İslam’ın beş şartını anlatıyor, lisan-ı halleriyle. Kuş kafesini andıran mermerden yapılma minber bir başka şaheser. Caminin tam ortasında bulunan müezzin mahfili ise onun tevazu sahibi bir kul olduğunun göstergesi aslında. Ters lalenin hikâyesi ise Sinan’ın torunu Fatma’nın vefatı sonrası sandukasına işlemesiyle ortaya çıkıyor. Usta’nın çıraklarından biri de bu motifi az önce bahsi geçen hünkâr mahfilinin bir ayağına işliyor. Selimiye Camii, şu kısa sütunda anlatılmayacak kadar muhteşem bir eser. Şimdi cuma saatinin huzurlu dakikalarında, üstünüzden geçen güvercinlerin de zikre katılmasıyla namaza durun. Ve müezzinin selam sonrası okuduğu salaten tüncina duasına ‘âmin’ deyin.

Dua kubbeli çarşı

II. Selim’in oğlu III. Murad’ın yaptırdığı ayakkabıcılar eski dilde kavaflar, yeni dilde Arasta Çarşısı, caminin hemen yanında yer alıyor. Bugün hediyelik eşyaların, dinî; eserlerin, şehre has ürünlerin satıldığı çarşının ortasındaki dua kubbesi dikkat çekiyor. Eskiler der ki: Esnaf her sabah dükkânlarını açmazdan önce bu kubbenin altında toplanır, hayırlı kazanç için Allah’a el açarmış.

Kâbe’nin köşesinden bir yadigâr

Kadim şehirlerin ulucamileri vardır. Halkın ‘Eski Cami’ dediği Ulucami, adı gibi heybetli bir yer. Selimiye’nin hemen karşısında, merkeze doğru. Fetret Dönemi’nde Süleyman Çelebi’nin yapımına başlattığı, kardeşi Çelebi Mehmed’in 1414’te tamam ettiği caminin kendine has keyfiyeti var. Mesela II. Ahmed ile II. Mahmud burada kılıç kuşanmış. Hacı Bayram-ı Veli’ye hürmeten vaaz verilmeyen kürsü de bir başka detay. III. Mustafa’nın Edirnekâri sanatıyla yaptırdığı hünkâr mahfili ise uzaktan gelen bir mektup gibi. Ama burayı önemli kılan Kâbe’nin Rükn-i Yemâni adlı köşesine ait olduğu rivayet edilen küçük bir hatıra. Bu siyah taş parçası, mihrabın hemen sağında muhafaza ediliyor. Bugün müze olarak hizmet veren II. Bayezid’in yaptırdığı külliyeyi de yorulmadan ziyaret edin lütfen.

Cami penceresinde üç yıl

Üç Şerefeli Cami, şehrin merkezinde yer alıyor. II. Murad’ın yaptırdığı cami, 1437’de ibadete açılır. Osmanlı klasik döneminin başlangıç camilerinden addedilen mabedin hemen girişinde üç sütun göze çarpıyor. Bunlar, Murad-ı Sani’in rüyasına giren üç büyük meleği; Cebrail, İsrafil ve Mikail’i temsilen dikilmiş. Camide yer yer resimler de bulunması Balkan camilerindeki geleneğin göstergesi. Üç Şerefeli’nin bir benzeri ise Beşiktaş’taki Sinanpaşa Camii’dir, bilgisini verelim. Fethullah Gülen Hocaefendi de 6 Ağustos 1959’dan sonra bu caminin imamlığını yapmıştı. Cami penceresinde yaklaşık üç senesini geçiren Hocaefendi, kendisini derinden etkileyen bu cami için, “Üç Şerefeli ki, mimaride, Selimiye gibi medeniyet tarihimizin en büyük medar-ı iftiharının doğumuna analık yapmış ve mimarideki bu muhteşem zafere zemin hazırlamıştır.” der. Bu arada caminin dış avlusunda yer alan çay bahçesinde mutlaka oturun sevgili kari!

Edirne ciğeri yeme vakti

Vakit öğleyi çoktan geçti. Şimdi şehrin meşhur lezzetlerinden Edirne ciğerini yeme vakti. Buraya kadar gelmişken bilhassa ciğer sevmeyenlerin behemehâl yemesi gerekiyor. Tavsiye bir porsiyon olması yönünde. Peki, nerede yenebilir? Dileyenler, Selimiye Camii’nin civarındaki mekânlarda, dileyenler de Ali Paşa Çarşısı’nın yanındaki dükkânlarda afiyetle yiyebilir. Şunu da söyleyelim; deva-i misk helvası, badem ezmesi, Kavala kurabiyesi ve acıbademden de muhakkak tadın.

Meriç Nehri’nde çay molası

Balkanlar’ın en büyük nehirlerinden birine baktığınızı hatırdan çıkarmayın. Şehrin merkezini Karaağaç’a bağlayan Meriç Köprüsü’nün diğer adı Mecidiye. O da Abdülmecid tarafından 1842’de inşa edildiğinden dolayı. Burası aynı zamanda Osmanlılarla Sırplar arasında vuku bulan 1371 Çirmen Savaşı’nın da geçtiği mekân. Şimdi şehrin gerdanına dizilmiş çay bahçelerinde bir yönünüzü maziye, diğer yönünüzü istikbale çevirin ve şimdiki zamanı yaşayın.

Şehrin manevî; sahibini ziyaret

İstikâmet, Hasan Sezai Hazretleri’nin münevver kabri. 1669’da Gördes’te dünyaya gelen Hazret, 18 yaşında gemiyle İstanbul’a ayak basar. Burada Halvetiye’nin büyükleriyle tanışır ve tasavvufa doğru kanatlanır. İlerleyen zamanlarda Edirne’ye gelir ve dergâhını, Gülşeniyye tarikatının şeyhi olarak şehre kurar. Burada 53 yıl talebe yetiştirir. Şiir istidadından ötürü “Osmanlı’nın Hafız-ı Şirazisi” anılan Hazret, 1738’de ise Hakk’ın rahmetine kavuşur. Buraya da yolunuzu düşürün. Bu arada güzergâh dâhilinde yer alan Darü’l-Hadis Camii’ne de bir uğrayıverin.

Son durak Karaağaç

Burası tarih kitaplarında “Lozan Antlaşması sonrası savaş tazminatı olarak Türkiye’ye bırakıldı.” diye geçen güzelim Karaağaç. Dev yapıların değil, yeşilin ve kuş seslerinin sarmaladığı Karaağaç yolunu faytonlar eşliğinde de geçebilirsiniz. Civarda Abdülhamid Han’ın Mimar Kemaleddin’e tren garı olarak inşa ettirdiği, günümüzde Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak kullanılan tarihî; bina, Lozan Antlaşması’nı temsilen Lozan Anıtı bulunuyor. Ve etrafında birbirinden çiçekli kafeler... Uzun bir seyahat eyledin sevgili kari, öyleyse bir yorgunluk kahvesi içme hakkın var demektir, yanında acıbademle tabii.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder