19 Haziran 2015 Cuma

Nerede o yeni Ramazanlar!

Hemen herkesin dilinde olan ‘Nerede o eski Ramazanlar' klişesi bile eskidi. Yaşlıların anlattığı ya da kitaplardan okuduğumuz Ramazanlar yok belki ama şimdiki Ramazan da sadece oruçtan ibaret değil. Olumlu ya da olumsuz birçok ritüeli var. İşte oruçla birlikte günlük hayatımızın vazgeçilmezleri olan o alışkanlıklar...

Halit Fahri Ozansoy'un bahsettiği eski Ramazanlar eskide kaldı. Öyle ki hemen herkesin dilinde olan ‘Nerede o eski Ramazanlar' nostaljisi bile yaşlandı. Şimdilerde ne iftariyelik satan ciğerciler, turşucular ne de Cinci Meydanı'nda ip gösterisi yapan cambazlar var. E, zaman çok hızlı artık. Peki, günümüz Ramazanlarında insanların gündeminde manevî; hayatın yanında neler var?

On bir ayın sultanı yaz mevsimine tesadüf ettiği için ‘Ne yersek tok tutar yahut susatmaz?' sorusu galiba birinci gündem maddesi oluyor. Çünkü yaklaşık on sekiz saat oruç tutuyoruz. Haliyle gazetelerin sağlık sayfalarında, televizyon haberlerinde bu paranteze rast geliniyor.

Hakkını verelim, pide kuyrukları hâlâ aynı ciddiyetle devam ediyor. Normal şartlarda sıra beklemekten nefret etsek bile iftarı sıcak pideyle açmak için ezana az bir süre kala kuyruğa girip beklemek hiç zor gelmiyor.

Oruç sofralarının baş tacı hurma ise Ramazan'ın en çok konuşulanları arasında. ‘Hangi hurma daha güzel, hangisi daha ucuz?' sualinin etrafında örgülenen tartışmayı es geçmemek gerekir. Bu arada hurmaya dolar zammı geldi.

Bu aya mahsus sütlü tatlı güllaç, hem yapımı hem lezzetiyle yine, yeniden gündemde. Ramazan'da imsak ve namaz vakitlerini gösteren imsakiyeler geçmişteki popülerliğini bugün de koruyor. Artık herkesin elinde akıllı telefonlar olsa da insanoğlunun kâğıda bakma ihtiyacından mıdır bilinmez, imsakiyeler her sene hatırlanan ahbaplardan.

İftar davetleri de Ramazan'la birlikte hayatımıza giren alışkanlıklarımızdan. İş yoğunluğu ya da başka nedenlerle uzun zamandır görüşemediğimiz eş dost ya da arkadaşımızle iftar sofralarında bir araya gelebiliyoruz. Yılın diğer zamanlarına göre daha çok tanıdıkla aynı masada buluşuyoruz. Çocukları Ramazan'la buluşturmak, onlara oruçla birlikte sabrı öğretmek için geçmişten gelen alışkanlıkları koruyoruz. Halk dilinde ‘tekne orucu' diye bilinen yöntemle çocuklar ergenlik öncesi öğleye kadar oruç tutup sonrasında yiyor.

Lüks iftarlar eleştirilse de devam ediyor. Beş yıldızlı otellerde yüzlerce çeşit yemeğin olduğu açık büfe iftarlara bu yıl da rastlayacağız. İlginçtir Osmanlı döneminde yaygın olan diş kirası uygulaması da en çok bu mekânlarda görülüyor. Padişahların, paşaların iftara davet ettikleri kişilere çıkışta verdikleri hediyeye diş kirası denirmiş.

İftar, sahur gibi teravih de başrolde olacak. En hızlı kıldıran imamlar bulunacak ya da hatimle kıldıran camiye giderek hem Ramazan'ın ruhunu doya doya yaşayacak hem de bayram geldiğinde Kur'an-ı Kerim'i hatmetmiş olacağız.

Eski Ramazanlardan kalma Ramazan davulcusu da unutmadığımız âdetlerimizden. ‘Her evde saat var, neden gürültü yapıyorlar?' eleştirileri alsalar ve sahur vaktine iki saat varken gelseler bile Ramazan'a renk katmaya devam ediyorlar.

“İftara ne kadar kaldı, çok susadım, sahuru kaçırdım, iyi sahur yaptım, sahura kadar oturduk...” şeklindeki muhabbetleri de 30 gün boyunca sıklıkla duyacağız.

Fiks menü zulmüne devam!

Menüde bulunan yemeklerden istediğini ye ya da yeme, altındaki fiyata razı olmak zorundasın. Çünkü müşteriye hepsini yemiş muamelesi yapılıyor. Fiks menünün kabaca tanımı bu olsa gerek. Ramazanlarda iftarla başlayan fiks menü aymazlığı, sahurlara da sıçramış durumda. Geçtiğimiz senelerde söz konusu uygulamadan şikâyetçi olanların sayısının artmasıyla bazı restoranlar bu uygulamadan vazgeçmişti.

AVM'de Ramazan etkinlikleri

Bazı belediyelerin abartılı Ramazan etkinlikleri de söz konusu. Mazinin bazı incelikleri bugüne süzülmeden gelince absürt işler ortaya çıkabiliyor. Semtin meydanında bir adet fesli macuncu, bir adet Karagöz perdesi, bir adet geleneksel kıyafetli şerbetçi dikmekle nostaljik Ramazanlara kapı aralandığı düşünülüyor. ‘Yeni Türkiye'nin vazgeçilmez mekânları AVM'ler ise Ramazan'ın yeni üsleri haline geliyor. Aynı hal, buralarda da geçerli maalesef. Yeri gelmişken belirtelim: İstanbul'un Ramazan evi Sultanahmet Meydanı'dır. Lakin geçtiğimiz sene Büyükşehir Belediyesi vatandaşlara Yenikapı'yı adres göstermişti. Ancak halkın kahir ekseriyeti bu yapay mekâna alâka göstermedi. Millet, yine Sultanahmet'in yolunu tuttu.

Mangallı iftarlar

Malum, havalar sıcak, günler uzun… İftarlar için açık alanlar, piknik yerleri tercih ediliyor. Mangalla başlayan iftar saatleri, teravihin eş dostla beraber kılınmasıyla devam ediyor. Hasbihal ta sahura kadar sürüyor.

Enderun usûlü teravih

2012 yılında, bir Osmanlı geleneği olan Enderun usulü teravih namazları seksen camide başlamıştı. Halkın büyük bir teveccüh gösterdiği söz konusu usul, hâlâ devam ediyor. Her sene manevî; zulme uğrayan Oruç Baba Türbesi'nden ziyade cami cami gezerek Ramazan'ı idrak etmek daha manalı bir hareket olsa gerek.

Ekranlara huzur geliyor

Ramazan'la birlikte televizyon erkanlarında da değişim başlıyor. Neredeyse bütün tematik kanallar iftar ve sahur programı yapıyor. Gündüz kuşağındaki kadın programlarının içeriğinin biraz daha manevi hayata uygun olmasına dikkat ediliyor. Hepsi olmasa bile bazı dizilerde iftar sofraları kuruluyor, sahura kalkılıyor. Hatta Ramazan'a özel diziler yayına giriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder