Shems Friedlander, tasavvufa gönül vermiş Amerikalı bir derviş. Kraliyet İslami Araştırmalar Enstitüsü tarafından sanat ve kültür alanında 2012'nin ‘En Etkili 500 Müslümanı'ndan biri seçildi. Bugüne kadar on kitaba imza atan Friedlander, yaptığı işlerde Müslüman kimliğini de yansıtmaya özen gösteriyor. Son kitabı ‘Kış Hasadı'nda ise hayat tecrübeleriyle tasavvufun ufuk açıcı hikâyelerini buluşturmuştu. Resim, fotoğraf, film ve yazdığı kitaplarla İslam'ı anlatan Friedlander ile tasavvufu konuştuk.
Sizi İslam'a yakınlaştıran şey tam olarak neydi?
Batıda insanlar bundan 40-45 yıl önce İslam'a Sufizm yoluyla girdi. Birçok insan Sufiliği İslam'a giriş yolu olarak görüyor. Ben de İslam'a, Sufilik kapısından girenlerdenim ancak bugünlerde bu yol değişti. 11 Eylül olaylarıyla dünya, İslam'ın büyük bir din olduğunu öğrendi ve tarihsel bir din olmaktan çıktı. Ancak 11 Eylül olayları İslam'ı yanlış bir şekilde dünyaya gösterdi.
Batı'nın İslam'a açılan kapısı şeriat mı, tarikat mı?
Şeriat ve tarikati konuşmadan önce, insanların dünyada bir şeylerin yanlış gittiğini tanıması konusunu tartışmamız gerekiyor. Bu yanlış gidişi tanıma doğru ve yerinde olursa tarikat ve şeriat kapısı Allah tarafından kişinin karşısına konulur ve İslam'a giriş gerçekleşir. Bence bu zamanda batının İslam'a girişinin yolu tasavvuftan geçiyor. Bunu söylerken Sufilik ile İslam'ı ayırmıyorum.
Oysa bugün sufizm ve İslam farklı şey gibi algılanıyor.
Sufizm, İslam'ın içinde olan bir şeydir. Bunları ayıran ve yanlış yönlendirme yapan medya veya İslam'ı doğru anlamamış olan insanlardır. Bu insanlar tasavvufu da anlamayanlardır.
Bazıları Mevleviliği meditasyon olarak algılıyor ve yaşantılarında dinî; hükümleri yerine getirmiyor.
Bu, Mevleviliği kötüye kullanmadır. Batı'da hayat tarzlarını İslam'a ve Sufiliğe yerleştirmek isteyen kitleler var. Onlar sufiliği kendilerine göre dizayn etmek istiyor.
İnsanlar Mevlânâ'yı sufiliği anlatan popüler romanlardan öğreniyor. Burada bir problem yok mu?
Bu şekilde öğrenilen bilgiler doğru değil. Mevlânâ Celaleddin'i anlamak için onu bilip, onun gibi yaşamak gerekir. Mesela Mevlânâ aşktan bahseder. Ancak bu metafizik bir aşktır; bir kadına bir erkeğe duyulan aşk gibi değil. Bu yönde anlatılınca aşk kelimesi üzerinden yapılan bir ucuz ticaretlere dönüyor.
Popüler romanlardan öğrenmek Hazreti Mevlânâ'yı sekülerleştirir mi?
Mevlânâ her zaman Mevlânâ'dır. Değişmez. Nasreddin Hoca sokak lambasının altında bir şey arıyormuş. Arkadaşı gelmiş ve sormuş, ‘Hocam ne arıyorsun?' Hoca, ‘Anahtarımı kaybettim onu arıyorum.' Arkadaşı, ‘Anahtarı burada mı kaybettin?' diye sormuş. Hoca da cevap vermiş, ‘Hayır, kapımın yakınında kaybettim ama burası daha aydınlık.' Mevlânâ'yı da doğru yerde aramak gerekiyor. Romanlarda ararsan bulamazsın. Eğer dini sokakta arıyorsan onu da bulamazsın. Din, Allah ile olan bir bağdır.
Kış Hasadı kitabınızdaki bir pasajda ‘İlk peygamberin adında Allah nasıl yaşanacağının sırrını göstermiş.' diyorsunuz. Yıl 2015 ve insanın özeti nedir?
Adem ismindeki harfler elif, dal ve mimdir. Elif harfi namazda kıyamda duran insanı, dal namazda oturanı, mim ise secdedeki insanı temsil etmektedir. Hz. Âdem'in ismindeki sır, insanın Allah'a ibadet etmesi gerekliliğidir. Bu sır bugün de değişmedi. Çünkü ibadet etmek insanın fıtratındadır. Eğer insan Allah'ı tam manasıyla bilirse insan için mana da değişmez.
Cat Stevens yani Yusuf İslâm, ‘Kuran'dan önce Müslümanlarla tanışsaydım asla Müslüman olmazdım.' diyor. Bu düşünceye katılıyor musunuz?
Yusuf İslâm, İslâm'ı nasıl kabul ettiğini bu sözlerle açıklıyor. Ben hâlâ bu zamanda Müslümanlığı tam manasıyla yaşayan insanların olduğuna inanıyorum. Bizim medyadan öğrendiğimiz, İslâm'ın yanlış yorumlanmış halidir. Allah diyor ki, ‘Yeryüzünde lâ ilâhe illallah diyen bir kişi olduğu sürece yeryüzünü yok etmeyeceğim.' Bu, Müslümanlığı yaşayan insanların hâlâ bulunduğunu gösteriyor.
Altı minareli büyük camilere ihtiyacımız yok
İslâm'ı resimle, filmlerle, fotoğrafla, sanatla anlatıyorsunuz. Sanatı kişinin kendini bilmesinin yolu olarak mı görüyorsunuz?
Sanatın evrensel bir dil olduğuna inanıyorum. İnsanlar farklı dilleri konuşsa bile bir sanat eserini aynı şekilde görebiliyor. Bir resme baktıklarında o resimde kendilerinden bir şeyler bulması da mümkün olabiliyor. Bir çerçevenin önünde dururken o donmuş resimden kendince şeyler çıkarır insan ve bu çıkarımlarla yeni bağlar kurabilir. Bence sanatın amacı da bu bağları kurdurabilmektir.
İslâm tarihinde birçok estetik yapısı olan mimarî; var. Ancak bu yapıları günümüzde göremiyoruz. Müslüman dünyasının sanat ve estetik anlayışlarını nasıl buluyorsunuz?
Bence şu an yeterince güzel cami var. Altı minareli büyük camilere ihtiyacımız yok. Önemli olan artık insanların güzelliğine çalışmaktır. İbadettir önemli olan, cami değil. Meyvedir önemli olan, ağaç değil. Hiçbir çiftçi meyve vermeyen bir şey yetiştirmez. Camiler insanların ibadet etmesine imkân sağlar ama meyve değildir. Meyve insandır, ibadet de onun ağacıdır.
Yeterince büyük cami var diyorsunuz ama Türkiye'de hâlâ büyük camiler yapılıyor. Mesela Çamlıca Tepesi'ndeki cami gibi. Bu bir ihtiyaç mı?
Bundan 10 yıl önce insanlar özellikle küçük yerlerde beş vakit namazlarını kolayca eda edebiliyordu. Ancak bugün bu biraz zor. Ben cami yapılmamalıdır demiyorum. Bunun bir yarışma haline dönüşmemesi gerektiğini söylüyorum. Biz ayrı zamanlarda yaşıyoruz. Yüzyıl önce kaybedilen güzellik anlayışımız ve mimarlık anlayışımız yok. Bugün bir Sultanahmet inşa edemezsiniz. Öncelikle bunu yapacak bilgi yok. İkinci olarak ise buna yetecek para yok. İslâm dini anlam kaybetmeden gelişmelerin takip edilmesine önem verir. Mesela Peygamberimiz zamanında uçak yoktu ve insanlar çölleri aşarak Hac vazifesini yerine getiriyordu. İnsanlar çölde namaz kılıyor, aylarca yürüyor ve en sonunda Mekke'ye ulaşıyordu. Bu zorlukların sonucunda ulaştıkları güzellik onlara Allah'ın mükemmelliğini anlamasına sebep oluyordu. Şimdi insanlar uçaklar vasıtasıyla birkaç saat içinde Mekke'ye ulaşabiliyor. Müslümanlıkta moderniteye ayak uydurmak vardır. Ancak bu ayak uydurma sırasında önemli olan mânâyı unutmamaktır.
Yani çağa ayak uydurmak İslâm'a karşı gelmek değildir.
Birisi Efendimiz'e gelir ve ‘Bana yardım et, ben dünyaya âşığım.' der. Efendimiz cevap verir: ‘Eğer ölümü düşünürsen dünyanın, hayatın geçici olduğunu anlarsın.' Neden yaşıyorsun? Neden geçici bir şeye âşık oluyorsun. Hayat bir köprüdür. Köprülerin üzerine ev yapılmaz.
KÜLTÜR, DİN DEĞİLDİR
New York, Türkiye ve uzun bir müddet bulunduğunuz Mısır bağlamında üç farklı ülkenin İslâm anlayışını nasıl yorumluyorsunuz?
Kültürlerdeki hataların yansımasından kaynaklı farklılıklar var. Kültür bir din değildir. Ancak kültürü hayatın içine soktuğunuz zaman sıkıntılar görülmeye başlıyor. Mesela Türkiye'deki yemek kültürü. Bir sofrada 26 çeşit yemek olabiliyor. Peygamberimiz ise, ‘Karnınızı tam doyuracak kadar yemeyin.' diyor. Yani kültür, dini istila ediyor. Ancak İslâm bir gerçektir. Gerçekler yanlış yorumlanabilir ama değiştirilemez.
Kahire ve İstanbul'da gözlemlediğiniz İslâm, kültür nasıldı?
İslâm orada da İslâm, cuma orada da cuma. Ancak keskin farklılıklar da var. Mesela, Ramazan ayında Kahire'de hiçbir Müslüman oruç tutmasa bile sokakta veya restoranlarda yemez içmez, hatta Hıristiyanlar bile. Kahire'de üniversitede hocalık yaparken Hıristiyan öğrencilerim de vardı. Hiçbiri sınıfa kahve, su getirmesi serbest olmasına rağmen getirmezdi. Fakat Türkiye'de Müslümanlar buna dikkat etmiyor, Hıristiyanlar ediyor. Bu farkın olması da Türkiye'de laikliğin Kahire'den daha fazla yaşanması.
Bir derviş, güncel siyasetle ilgili ne düşünür?
Sufilerin politik konulara girmemesi onlar için en iyi olan şeydir. Televizyonlara baktığımız zaman 24 saat birçok konunun konuşulduğunu görürüz. Ben bu konularla ilgilensem bir şeyi değiştirebilir miyim? Hayır. Önemli olan kendini değiştirmeye çalışmaktır. Belki bir kişi dünyayı etkileyebilir.
Arap baharında insanlar protestolarla bir şeyleri değiştirmeyi düşündü. Sizce bu sadece siyasî; yaşantıyı değiştiren hareketler miydi, yoksa dinî; yaşayışta da değişikliklere sebebiyet oldu mu?
Ben öyle düşünmüyorum. Bu tarz siyasî; gösteriler herhangi bir kişinin İslam'ı anlamasını geliştirdi mi? Hayır. Hatta bunlar insanların İslam'ı yanlış anlamasına sebep oldu ve radikal örgütler bu protestolar sonucu ortaya çıktı El-Kaide, DEAŞ gibi.
Film yapıp kitaplar yazarak hesabımı ödemeye çalışıyorum
“Birçok sufi şeyh, ‘Zamanını insanları Allah'a yöneltmek için değerlendir.' der. Ben de bunu yapıyorum. Muzaffer Efendi büyük bir sufi şeyhiydi ve onun yanında olmak büyük bir ayrıcalıktı benim için. İnşallah ondan öğrendiklerimi insanlarla paylaşabilirim. Size bir hikâye anlatmak istiyorum: Safer Efendi ile birlikteyken, bana birçok şey anlattı. Ona, ‘Bana birçok şey öğrettin. Benim sana ödenecek bir hesabım oluştu. Ben bunu kesinlikle ödeyemem.' dedim. Efendi cevap verdi: ‘Evet, doğru söyledin. Bana ödeyeceklerin var ancak bunları ödemek zorunda değilsin. Bunları senin hayatına giren herkese vermelisin.' İşte bu yüzden film yapıyorum ve kitaplar yazıyorum. Bu şekilde hesabımı ödemeye çalışıyorum.”
k.kulaksiz@zaman.com.tr, s.ozcelik@zaman.com.tr
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder