12 Eylül 2015 Cumartesi

Gün doğmadan neler doğar Şehzadebaşı'nda

‘Büyük Türk' Kanunî;'nin oğlu Mehmet adına yaptırdığı, Mimar Sinan'ın ‘çıraklık eseri' Şehzadebaşı Camii… Dinlendirici havasının yanı sıra hüzün ve kederin yüreğe yaslandığı yer burası aynı zamanda.

Tam da Sezai Karakoç'un “Yerleşecek yer aramak/ Caminin avlusunda/ Soğuk bir taşa oturmak/ Gün doğmadan Şehzadebaşı'nda…” dediği duyguların refakatinde çıkın yolculuğa. İstanbul'un keşmekeşinde, hayat gemisinin demirleneceği bir liman Şehzadebaşı Camii. Mazot kokuları, otobüs homurtuları, insan seli... Bırakın hepsi geride kalsın. Siz, önüne Saraçhane Parkı'nı koruma yapmış ve Koca Sinan'ın ‘çıraklık eserim' dediği Allah evine misafir olun. Güzergâhta, Konstantin'i İslambol yapan ‘kutlu askerler'in mezarları ilk durak. Sonrasında hikâyelerini dinleyeceğiniz cami-i mezkûr, Sezai amcanın güzel pideleri, Vefa'nın bozası ya da şırası ve Şeyh Vefa'ya selam var.

18 Sekban açtı İstanbul'un kapısını…

Yeniçeri Ocağı'nın 65. ortasına mensup Sekbanlar, ilk olarak Murad-ı Evvel zamanında görünür. Sonrasında ise İstanbul'un Fethi'ne kadar saray maiyetinde vazifelerini icra ederler. Kemalpaşa Caddesi üzerinde bulunan 18 Sekbanlar, şehit düşen ilk askerler olarak gösteriliyor. Bu arada Osmanlı'nın sonraki yıllarında ‘işgal ordusu' görünümünde olan Yeniçeri Ocağı'nın 1826'da kaldırılması sonrası, Sekbanlar da tarihe karışır. Süheyl Ünver'in dediğine göre eski İstanbullular, şehri kendilerine emanet bırakan bu yiğitlerin kabrini hürmetle ziyaret ederlermiş. Siz de öyle yapın sevgili kari!

‘Muhteşem Süleyman'ın gözyaşları

Kanunî;'nin Manisa valisiyken 22 yaşında vefat eden biricik oğlu Şehzade Mehmet adına yaptırdığı camidesin. 1544 yılında temeli atılan cami, 1548 senesinde ibadete açılır. Koca Sinan'ın tasarladığı ilk selâtin külliye burası. Mimarbaşı, caminin güney tarafındaki dış duvarın bittiği noktaya yeşil silindir, küçük bir direk koymuş. Rivayete göre burası İstanbul'un merkezi. Diğer bir söylence de minarelerdeki halka kabartmaların cihan padişahının gözyaşları olduğu. Cami, en az Sultanahmet kadar popüler yabancı turistlerin nazarında. Avlusundaki genç, bahtsız tabutlardır belki de bu alâkanın nedeni. Şehzade Mehmet'in yanında uyuyan Şehzade Cihangir mesela… Ağabeyi Şehzade Mustafa'nın idamına ruhu dayanamaz ve kısa süre sonra vefat eder. Çünkü fiziksel özründen dolayı öz kardeşleri onu dışlarken; baba bir ağabeyi Mustafa ona hep kol kanat germiştir. Hüzün ve kederin yüreğe yaslandığı yer burası. Bir adım sonrası değil tabii ki; çünkü orada Rüstem Paşa medfun. Şimdi Evliya'nın tezyinatından büyük bir hayranlıkla bahsettiği camide cuma sesleri var.

Sezai amcada pide yemek güzeldir

Öğle yemeği için hedef, Karadeniz Pide Salonu. Unkapanı istikametinde, Kâtip Çelebi Caddesi'nin üzerinde yer alıyor bu eski dükkân. Sahibi Sezai amca için müşteri değil, onun kişisel tarihinin yoldaşısınız. Onun işini de seviyor, yemek yemeye gelenleri de… Bütün pideleri lezzetli ama kapalı kıymalısı tavsiye olunur. Hesabı öderken Sezai amca soruyor, ‘Pideler nasıldı?' diye. Bir kez daha cevap verelim, ‘Çok güzel çok…' Tarihî; Vefa Bozacısı'na ise uğramamak olmaz. Boza, kış içeceği olarak hafızalarda yer etse de müdavimleri için mevsimin herhangi bir önemi yok. Harareti olanlar için şıra yahut dondurma da var, sıkıntı etmeyin. Fakat bir bozanın kırk yıl Vefa'sı vardır, unutmayın.

Şeyh Vefa'nın nasihati

Şeyh Muslihiddin Mustafa'nın adını verdiği bir semt Vefa. Fatih Sultan Mehmed, çok sevdiği, ayağına kadar gittiği Şeyh Vefa için bu camiyi yaptırır. Türbesi, halvete çekildiği çilehanesi tefekkür için yalnızlık odaları hüviyetinde. Aslen Konyalı olan Hazret, talim ve terbiyesini Bursa'da tamam eder. Zeyniler tarikatının piri Abdüllatif Kudsî;'nin talebesi olur, sonrasında ise halkı irşat etmesi için İstanbul'a yollanır. Bir şiirinde nasihat veriyor bizlere: “Bir zat-ı kâmil ara/ Gezme tozma avara/ Tamam sıra bu sıra/ Derviş olayım dersen…”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder