15 Kasım 2015 Pazar

'Toplum adım adım narsistleşiyor'

Din psikoloğu İsa Özel, yüksek din eğitimi alan öğrenciler üzerine bir çalışma yaptı. ‘Din, narsisizmi engeller' hipotezinden yola çıkan Özel, dindarlarda narsisizmi araştırdı. Başlangıç tezinin tam tersi bir sonuçla karşılaşan Özel ile dindarların narsisizmle imtihanını konuştuk.

Dindar ve narsisizm birbirlerine yabancı iki kavram. Fakat makalenizde dindarlarda narsisizm eğiliminin daha fazla olduğu görülüyor.

İnsanın fıtratında riya yani gösteriş, makam sevgisi, kişinin kendini beğenmesi gibi duygular var. Başarı kazanırsınız, bir konuma gelirsiniz, önemli buluşlara imza atarsınız ve neticesinde dünyevî; olarak bir takdir veya taltif beklersiniz. Bu beklenti karşılanmazsa otomatik olarak aşk ve şevkiniz kırılır. Dolayısıyla bunu tatmin etmek lazım. Ancak narsisizmin de sınırı var. O sınır geçildiği zaman kendini büyük görme, her şeyi ben yaptım durumları görülmeye başlanıyor ki esas sıkıntılı nokta orası. Dinin bize aslında yasakladığı da bu. Din, insanın fıtratında var olan bu duyguyu dengelemeye çalışıyor.

Türk toplumu narsist özellikler taşıyor mu?

Türk toplumu narsisttir diyemeyiz ama narsistliğe adım adım gidiyor.

Sebebi ne?

Medya bunu sürekli pompalıyor. Başarıların sürekli taltif edildiği bir toplumda kendini küçük görme, tevazu, alçakgönüllülük aşağılanma olarak algılanıyor. Başarı kazanamadığınız zaman ise kimse size değer vermiyor. Bu yolda sürekli alkışlamalar, methedilmeler, ön plana sunulmalar var. Dolayısıyla biz de adım adım buna doğru gidiyoruz. Toplum bütün başarıların takdir edilmesini ön plana koyduğu için, bunu engelleyici bir üniteye sahip değiliz.

Alkışlama, narsisizmi tetikleyen bir unsur mu?

Elbette tetikliyor. Toplum nazarındasınız ve herkes sizden bahsediyor. Gazeteye çıkıyor, radyo programlarına davet ediliyorsunuz. İnternette resimleriniz, konuşmalarınız, şarkılarınız veya türküleriniz paylaşılıyor. Ya da gittiğiniz her yerde sempozyumlara, panellere davet ediliyorsunuz. Haber programlarında yer alıyorsunuz, dolayısıyla bu birbirini zaman içinde tetikleyen bir şeye dönüşüyor.

Makalede ‘Din narsisizmi engeller' hipoteziniz var. İmam hatip mezunlarında alçak gönüllülük, tevazu, istiğna gibi duyguları diğer liselerden mezunlara oranla daha fazla olmasını düşünürken, araştırmalar sonucunda beklentilerinizin tam aksi sonuçlar elde ettiğinizi ve şaşırdığınızı açıklıyorsunuz.

Elbette bu bizi şaşırttı. Dindar insan alçakgönüllü olur, dindar insan riyaya girmez, dindar insan mütevazı olur diye beklerken bunlardan tamamen farklı bir şey gördük.

Bu duruma sebep olan ne?

‘Biz imam hatipliyiz, insanlığın problemini kendi problemimiz sayıyoruz, dolayısıyla çözümü de yine biziz.', ‘Sen büyüksün, sen imam hatiplisin, sen ümmetin dertleriyle ilgileniyorsun. Dolayısıyla onların önderisin.', ‘İmam hatiplisin, rehbersin. Rol modelsin.' gibi durumlarla kişilere farkında olmadan model yüklenmeye çalışılıyor ve bu özellik kişiye yerleştiriliyor. Bu durumlar da narsisizmi, görünür olma duygusunu tetikliyor.

Kadın ve erkek arasında narsistlik derecesi fark ediyor mu?

Kadınlarda görünür olma özelliği erkeklere nazaran daha fazla. Ayrıca bizim toplumuzda kadınlar sürekli ikinci planda kalmış, özellikle dindar olanlar. Hatta başörtüsü probleminden dolayı üçüncü kademe de diyebiliriz. ‘Başarıma veya başarısızlığıma bakarken niçin kafalarımızın içine değil de görüntüye bakarak değerlendiriliyoruz' düşüncesi, hemcinslerinizle eşit seviyede mücadele etmek için sürekli başarılı olma gerekliliğini aşılar. Bu durum narsisizmi, görünür olma duygunuzu tetikler.

DİN, ALÇAK GÖNÜLLÜ OLMAYI EMREDİYOR

Sosyal medyada hassasiyetlere dikkat etmeden paylaşım yapmanın, sürekli görünür olmanın dindarlıkla nasıl bir ilişkisi olabilir?

Dindarlık ile kapalılığı farklı değerlendirmek lazım. Kapalı demek dindar demek değildir. İnsanlar giyimlerine kuşamlarına dikkat edebilir. Moda sektörü belli şeyleri yeniden formatlayıp insanlara sunar. Onların nazarında insanların inançlarına bakmaz. İşte bu yüzden kapalılara da bu yönüyle bakmamız gerekiyor. Günümüzde de örtünmeye baktığımız zaman farklı değerlendirmemiz lazım. Birincisi gerçekten inancı sebebiyle örtünenler, ikincisi örfi olarak örtünenler, üçüncüsü de hastalık probleminden dolayı örtünenler. Her örtüneni dindar olarak görmemek lazım.

Asıl dindarlık nedir peki?

Dindarlık, dinin içselleştirilmesidir. Dindar görünümlü insanlar da kibirli olabiliyor. Bunlara dindar değil dindar görünümlü insanlar deniyor. Din mütevazı, alçakgönüllü olmayı emrediyor. Gösterişi yasaklıyor. Allah herkesi birbirine muhtaç olarak yaratmış. Adem'i yaratmış, sonra eşi Havva'yı yaratmış. İnsanları birbirine muhtaç kılmış ki ayetler, “Biz sizi toplum içinde yarattık ki biriniz birinizin işini yaptırsın” diyor. Herkesin zengin olduğu noktada kimse kimseye iş yaptıramaz. Tersini düşünürseniz herkesin fakir olduğu noktada kimse çalışacak iş bulamaz. Kimisi zengin, kimisi fakir, kimisi orta halli... Allah bizi bir toplum içinde yaratmış ve herkesi birbirine muhtaç yapmış. Peygamberleri bile derecelere ayırmıştır. Bir insanın namaz kılması, oruç tutması, zekât vermesi dindar olduğunu göstermez. Bunu münafıklar da yapıyor.

Öyleyse dindarlığın içi boşaltıldı diyebilir miyiz?

Evet, dindarlığın içi boşaltıldı. Dinin bazı kolaylaştırıcı yanlarını kullanıyoruz. Mesela, ‘Allah affeder, yalan şurada caizmiş' diyoruz. ‘Rüşvet haramdır' diyoruz ama dinî; işler için bunu yapabilirsin fetvasını alınca bugün ondan, yarın öbüründen alıyor, bu alışkanlıkla bir günah iki günah derken kişide din namına bir şey kalsa bile dindarlık namına hiçbir şey kalmıyor. Hayır kurumlarına yardım edenler daha dindar görünüyor çünkü insanlar gösterişe bakıyor. Eskiden kibirlenenlerin yüzüne toprak saçın deniyordu. Şimdi mümkün mü? Zengin veya siyasî; biri geldiğinde herkes ona eğiliyor. O kişi de ellerini arkaya atarak üstünlük taslayabiliyor. ‘Biz size bunu yapıyoruz...' diyor. Zaten hizmet etme konumdalar.

Toplum olarak dindarlığı neden özümseyemiyoruz? İçki içmek ayıplanırken yalan söylemek, gıybet bu kadar kötülenmiyor. Oysa hepsi haram. Bu, toplumsal bir etkileşimden mi kaynaklanıyor?

Zihin dünyamız öyle formatlandığından dolayı. Bize içki içmek, namaz kılmamak, rüşvet almak çok kötü gösterildi. Fakat yalan söylemek, kibirli olmak kötü gösterilmedi. Mütevazı ol dendi ama neden öyle olmamız gerektiği belirtilmedi. Bu bir eğitim olarak verilmedi. Dolayısıyla zihin dünyamız bunlara hâkim olmadığı için nelerle formatlandığını çok iyi bilmiyoruz. Ya da bazı şeylerde yalan söyleyebiliriz diyoruz. Bir de toplumda dinî; eğitim alan insanlardan ne kadar doyurucu içerik alınıyor ona da bakmamız lazım. Bizim çalışmamızda da görülüyor. İmam hatipli bir insanda daha fazla narsisizm varsa demek ki dinî; eğitimi iyi veremiyoruz. Buralardan mezun insanlarda daha fazla kibir varsa nasıl örnek olacak bu insanlar. Bana ‘gösteriş yapma' diyecek ama gösteriş yapacak. Bana ‘hakkına razı ol' diyecek ama kendisi benim başarımı sahiplenecek. Biz burada dindarlıktan bahsedemeyiz.

Kolay bir şekilde bizden olmayan kişiyi tekfir edebiliyoruz. Hatta ‘Müslüman değilsin!' bile denebiliyor. Bu, bir çeşit topluluk narsistliği midir?

Burada da narsisizmin bir yansıması var. Kendini otorite görme eğilimi var. Din, başkalarını tekfir etme yetkisini kimseye vermez. Bizde örnek olma var, başkalarını tekfir etmek yok. Başkalarına küfretmek yok, başkalarına kâfir demek yok. Hatta ayette, “Siz onların putlarına küfretmeyin ki onlar da sizin inandıklarınıza küfretmesinler.” buyuruluyor.

ÇOCUKLARIMIZIN KÖLESİ HALİNE GELDİK

“Her aile çocuğuna değer verir. Çocuğun isteklerini yerine getirmek ister. Fakat bu bir müddet sonra çocukta tatminsizliğe evrilir. Ya da ‘benim prensesim' gibi cümleler, çocukta prenses gibi muamele edilmesini tetikleyebilir. Aile olarak çocuklarımızın kölesi olduk. Eskiden baba, anne merkezli bir aile vardı. Bu durum şimdi çocuk merkezli aileye dönüştü. Bir müddet sonra da doyumsuzluğa, tatminsizliğe doğru gidip daha da büyümüş olacak. Temeller o noktada atılıyor. Ağacın büyümesi gibi, büyüdükçe bu duygular da büyüyor.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder