21 Şubat 2014 Cuma
NEFRET SUÇU CAHİLİYE ADETİDİR
Bir kişi, grup ya da topluluğa ırk, cinsiyet, din gibi konularda hakaret etmek, toplumun diğer kesimlerini onlara karşı provoke eder şekilde konuşmak ve davranmak, bütün dünyada ‘nefret suçu’ olarak biliniyor. Son zamanlarda Türkiye’de örneği sıkça görülen bu suç, dinimizce de kesin bir dille yasaklanıyor. Peygamber Efendimiz’in (sas) “Birbirinize karşı kin ve nefret doğuracak hareketlerde bulunmayın, birbirinize haset etmeyin, birbirinize darılıp sırt çevirmeyin.” uyarısı, özellikle Müslümanlar arasına fitne salmak isteyenlere fırsat vermemek için hayatî önem taşıyor.Kimlik bilinci ve kimliksel ayrışmayla birlikte Türkiye’de son yıllarda ‘nefret söylemi’ denilen yeni bir suç türü ve fiili yaygınlaşmaya başladı. Birtakım insanlar belli bir kimliğe yönelik olumsuz görüşlerini ‘nefret’ içerikli sözler, yazılar, resimler vb. yollarla dile getiriyor. Hal böyle olunca nefret söylemi ciddi bir sorun teşkil ediyor. Bu sınıfa giren söylem ve fiillerin tarihinin daha eskilere dayandığını söylemek mümkün. Nefret söyleminin insanlık tarihi kadar eskiye dayandığını söyleyen ilahiyatçı yazar Reşit Haylamaz, bunun ilk izlerinin Hz. Âdem’in oğulları arasında görüldüğünü, bu nefretin imanın önüne geçerek haset ve kine dönüştüğünü aktarıyor. Peygamber kıssalarında da bu söylemin çokça örneğinin olduğunu ve bu nefretin hedefi haline gelen birçok peygamberin şehadetle dünyadan ayrıldığını Kur’an-ı Kerim anlatıyor. Haylamaz, Asr-ı Saadet sonrasında da İmam Şafii, Ebu Hanife, Ahmed ibn-i Hanbel, İmam Serahsi, İmam Buhari gibi büyük zatların bu tür fillerle zulme uğradığından söz ediyor. Hz. Peygamber’e karşı da nefret fiillerinin ve söylemlerinin olduğunu anlatan Haylamaz, Efendimiz’in onların yaptıklarının üzerine hüküm bina etmediğini belirtiyor. “Allah (cc) O’na, her şeye rağmen af yolunu tercih etmesini, maruf ve müspet hareketin temsilcisi olmasını ve cahillik edenlerle aynı çizgide buluşmaması gerektiğini söylüyordu.” diyor.“Birbirinize karşı kin/nefret doğuracak hareketlerde bulunmayın, birbirinize haset etmeyin, birbirinize darılıp sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz. Bir Müslüman’a, üç günden ziyade kardeşiyle küs kalması helâl olmaz.” hadis-i şerifi de kardeşlik hukukunda menfi hissiyat ve tavırların asla kabul edilemeyeceğini açıklıyor. Nitekim kin ve nefret gibi tavırlar kardeşliği bozduğu gibi, hem fert hem de toplum planında huzurun ve saadetin temelini kökünden sarsan özellikler arasında yer alıyor. İslam, sulh kökünden gelen, mesajı barış olan bir din. Hz. Peygamber (sas) de Müslüman’ı, elinden dilinden kimseye zarar gelmeyen kişi olarak tarif ediyor. Hadis-i şerif, insanlara saygılı olunması gerektiğine ve herkesin sorumluluğunu bilerek komşuya, mahalleye hak ve hukuka saygı göstermesine işaret ediyor. Bütün dinlerin ve insan hakları metinlerinin ana ilkesi vücut bütünlüğünün korunmasına dayanıyor. Çünkü bütün haklar, insan varsa anlam ifade ediyor. İslam hukukunun temelini ise ‘bir kötülüğü def ederken başka bir kötülüğe meydan vermemek’ prensibi oluşturuyor. Şiddet, hakaret ve tahrike başvurmadan herkes düşüncesini ifade edebileceği gibi, İslam’da şiddet ve masum insanları hedef alan saldırganlıklara, vandalizme yer olmadığı anlaşılıyor.İnsanları ötekileştirmek cahiliye dönemine ait bir özellikİslam hukukçularının tanımına göre hakaret, kişinin şeref ve haysiyetine saldıran, onu insanların yanında küçük düşüren herhangi bir söz, ifade veya jeste verilen isim. Alay etmek, lakap takmak, suizanda bulunmak akla gelen ilk örneklerden. Bu tür nefret dili ve söylemleri hukuk kurallarında nefret suçu kapsamı içinde yer alıyor. Çünkü bu tür söylemler, söylem olması itibarıyla fiziki bir şiddet içermiyor olsa bile muhatabına hakaret etmek, onu rahatsız edecek, toplum içinde küçük düşürecek lakaplar takmak, itibarını etkileyecek beyanlarda bulunmak da şiddetin bir çeşidi olan sözlü şiddet kapsamı içine giriyor. Bütün hukuk sistemlerinde yeri olan bu suçlar, ülkelerin hukuk sistemlerine bağlı olarak farklı farklı da olsa cezai müeyyidelere tâbi. İslam hukuku açısından İslam; din, can, mal, akıl ve namus şeklinde sıralanan değerlere dokunulmazlık kategorisinde yer veriyor. Bunlar temel insani hak olarak da isimlendiriliyor. İlahiyatçı Ahmet Kurucan, İslam’ın insanın şeref ve haysiyetini zedeleyecek davranışlara da hukuki müeyyideler getirdiğine işaret ediyor. İfadenin özgür olmasının esas olduğunu hatırlatan Kurucan, onu kötüye kullanma söz konusu olduğunda sınırlama, düzenleme ve gerektiğinde cezai uygulamaların olduğunu açıklıyor: “Özellikle sorumlu mevkide bulunan kişilerin ifade özgürlüğünü kullanılırken konuşmalarında kargaşa, huzursuzluk ve dengesizliğe sebebiyet verebilecek bir nitelik taşımamasına dikkat etmesi gerekir.”Hadis Profesörü Osman Güner ise herhangi bir sebepten dolayı ayrımcılık yapmanın, insanları kutuplara ayırarak ötekileştirmenin mümine yakışmayan cahiliye dönemine ait bir özellik olduğuna dikkat çekiyor. Efendimiz’in (sas), insanlar arasında nefret söylemini besleyen, düşmanlığa sevk eden menfi hususiyetlere de dikkat çektiğini vurgulayan Güner, “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana da teslim etmez. Her kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse kıyamet gününde Allah onun bir ayıbını örter.” hadisini hatırlatıyor. İslam Hukuku Profesörü Saffet Köse, BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 1. maddesinin haklara kardeşlik kavramıyla başlamasına dikkat çekerek insan kardeşliğinin asabiyeti anlamsızlaştırdığını, uluslararası dayanışmayı zorunlu kıldığını ve insanlara köle muamelesi yapmayı ortadan kaldırdığını anlatıyor. Köse, “Farklılıkların nefret sebebi olmasını haklı kılacak hiçbir sebep yok.” diyor.Ahmet Kurucan (İslam hukukçusu): İslami açıdan sonuçlar niyetler kadar önemli. Öyle sözler vardır ki niyetim sahih deseniz bile muhtemel sonuçlarını tahmin etmek güç olmasa gerek. Kaldı ki bu sözde mazeretin arkasına sığınarak akla gelen her şeyi söyleme ahlakı bir çöküşün de göstergesi. Gerilim siyasetiyle belli bir kamplaşmaya maruz bırakılan toplum böylesi söylemlerin yönlendirmesi ile tarafgirane hareket edebilir ve telaffuzundan dahi çekindiğimiz olumsuzluklara kapılar açılabilir. Bu da toplumsal huzura vurulacak en büyük darbedir. Böyle bir şey olursa suçlusu hiç şüphesiz bu nefret dili, nefret söylemleri ile kitleleri manipüle eden sorumsuz sorumlular olur.Doç. Dr. Kadir Paksoy (Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi): Efendimiz, insanları başkalarını rencide etmek, onları saygısızca itham etmek ve benzeri gıybet dedikodularından sakındırmış. Sahabiler, Hz. Peygamber’den kendilerini felaketten koruyacak bir şey yap dediğinde Efendimiz, bizzat dilini göstererek ‘dilini tutmalarını’ söylemiş. Başkalarına diliyle eza-ceza vermemeyi, hakaret etmemeyi tavsiye buyurmuş. Bunlar Hz. Peygamber’in savaşa kızıştırmak, kabilecilik yapmak, insanları birbirine düşürmek gibi kitleleri nefret söylemine sürükleyecek söz sarf etmede insanları sakındırmayı içeriyor. Özellikle topluma yön veren kimseler bu söylemden uzak durmalı, çevresindeki insanları da bu hataya düşmekten ve böyle bir vebalden uzaklaştırmalı. Çünkü kendisinin de bu türlü kin ve nefret dolu söylemlerden dolayı vebali vardır. Bu bazen toplumda önü alınmaz olumsuzluklara, yaralara sebebiyet verebilir.Saffet Köse (Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi): İnsan onurunun değer bulduğu tabii zemini insan kardeşliği oluşturuyor. Nisa Sûresi’nin ilk ayeti bunu açık şekilde anlatır ve insan kardeşliğinden doğan bir hukukun bulunduğuna işaret eder. Hz. Peygamber, “Bütün insanlar Allah’ın ailesidir. Allah katında en sevimli olanlar insanlara en güzel davranandır/en faydalı olandır.” buyuruyor. Hadisin, bu kardeşliğe vurguda bulunması, işlevselliğini de iyiliği merkeze alan ilişkiler şeklinde göstermesi önemli. Bu da barışın, dostluğun, yardımlaşmanın, adaletin ve merhametin tesisiyle oluşur. Herkes aynı anne-babanın çocukları. Bu açıdan ırkçılık son derece anlamsız. Hz. Peygamber ırkçıları mayıs böceğine benzetmiş. Bu böcek sürekli pislikle meşguldür, oyuncağı, gıdası odur, ondan zevk alır. Mesela bir gül koklatılsa bayılır ve ayılması için pislik koklatılır. Hz. Peygamber’in ırkçılık benzetmesi budur.Prof. Dr. Osman Güner (Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi): Hucurât Sûresi, farklı yaratılmanın ‘kimlik edinme ve bu kimlikle tanınma, tanışma’ fonksiyon ve hikmetini onaylıyor. Ancak farklı sosyal ve etnik gruplara mensup olmanın üstünlük vesilesi olarak kullanılmasını reddediyor. Kur’an’ın nazil olduğu zamanda Araplarda kavimleri ve kabileleri ile övünme, kendilerini üstün görme âdeti güçlü bir şekilde görülüyor. Hz. Peygamber bununla mücadele etmiş. Efendimiz, Veda Hutbesi’nde ‘Ey insanlar! Şunu iyi biliniz ki Rabb’iniz birdir, babanız birdir. Arap’ın başka ırka, başka ırkın Arap’a, beyazın siyaha, siyahın beyaza, dindarlık ve ahlâk üstünlüğü dışında bir üstünlüğü yoktur.’ sözleriyle insanın şeref ve haysiyetinin korunması hakkını teminat altına alıyor. Beşerin onurunu zedeleyecek, haysiyetine halel getirecek suçlara karşı insanlara güvence veriliyor. Allah’a teslim olmuş bir insan, bu hukuka riayet etmek durumunda. Efendimiz, muhtelif vesilelerle irad buyurduğu hadislerinde de her şeyden önce kin ve nefret duygularıyla Müslümanca bir yaşantının olamayacağını vurguluyor. İslam kardeşliğini bozan hususiyetlerden şiddetle sakındırıyor.Reşit Haylamaz (İlahiyatçı-yazar): Kur’ân ve Efendimiz’in tavsiyelerine, sahabenin tatbikine bakmak gerekiyor. Kardeşinin nefretine muhatap olduğu halde, ‘Öldürmek için bana elini kaldırsan da seni öldürmek için ben aynı şeyi yapacak değilim!’ diyen Hâbil takdir görüyor. Demek ki kim ne derse desin, ne türlü kötülüğe tevessül ederse etsin, Hazreti Âdem’in silah çeken çocuğu olmamak gerekiyor. Kur’ân’ın dediği gibi yarın ortalık durulup da hakikat tebellür ettiğinde elbette kimin kezzâb-ı eşir (yalancı ve küstah) olduğunu herkes görecek. Hazreti Yusuf’un duruşu da öyle. İftiraya kurban gittiği yerde yüreğine bir taş daha basmış ve can yakan kardeşlerinin düştüğü yere düşmemiş. Üstelik, her şey açığa çıkıp da mahcubiyet yaşadıklarında kardeşlerinin hatasını yüzlerine vurmamış, eski defterleri açmamış ve onlara yeni mahcubiyetler yaşatmamış. Efendimiz’in duruşu da öyledir. Maskelerin düştüğü gün kimsenin yüzünü kızartmamış, dün yaptıklarından dolayı kimseyi kınamamış ve bilakis her şeyi kabul ettikleri o gün herkese hürriyete giden yolları göstermiş. Hatta kabahatinden dolayı kaçanların arkasından insanlar göndermiş ve onları da hiçbir şey olmamışçasına sinesine basmış, dünün hesabı yerine yarınların kazanımlarının peşinde olmuş. Zor olsa da yolu, Peygamber yolu olanların tavrı da bu olmalı.Yrd. Doç. Dr. Ahmet Güneş (Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi): Kişi ve kişileri, bütün grupları itham eden, ötekileştiren her türlü söylem, nefret söylemi kapsamında değerlendirilebilir. Burada en önemli husus ahlakî ve dinî açıdan helal ve haram hassasiyetidir. İslam hukukunu, ahlaktan, ahlakı da imandan ayırmak mümkün değil. Nefret söylemine aynıyla mukabele bir hak olsa da, ona bile tenezzül etmemeli. Yapılması gereken nefret söyleminin cezasının ne olacağı değil, ahlak ilkelerimize göre nefret söylemine karşı bile nasıl davranacağımızı belirlemek olmalı. İslam ahlak felsefesinde, değil yalan ve iftiranın, kişinin duyduğunda hoşnut olmayacağı doğruyu bile söyleme anlamına gelen gıybetin haram olması nefret söyleminin zeminini yok eder. Hukuk felsefesinde hakaret, düşünce olarak nitelenemez. Hiç kimse, başkasının kişilik haklarını ihlâl edemez. Dolayısıyla hiçbir insana hakaret edilemez. Hele hele milyonlarca seveni olan birine hiç hakaret edilemez. Tıpkı gıybet gibi böyle kişilere hakaret, onu seven milyonlarca kişiyi de rencide etmek, vicdanlarını sızlatmak, haklarını çiğnemek demektir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder