16 Mayıs 2014 Cuma

Efendimiz’in hayatı sıradan bir biyografi gibi okunmamalı

Siyer alanında eğitim çalışmaları yapan Muhammed Emin Yıldırım, bu konuda kaleme alınan kitapları tek merkezde toplamak için Siyer Araştırmaları Merkezi’nin kurulmasına öncülük eder. Yıldırım ile siyer, sahabe ve Efendimiz’in (sas) mesajını doğru anlamak üzerine konuştuk.Muhammed Emin Yıldırım, yaklaşık 15 senedir araştırma yaptığı siyer alanında çok ciddi bir müktesebatın olduğunu fark eder. Sahabe-i kiram efendilerimizin İslamî birikimini kendilerinden sonraki nesillere aktarma gayretini şiar edinir. Siyer alanında kaleme alınan kitapların, tedvin edilen eserlerin bir merkezde toplanmasını ve daha düzenli halde insanlara takdim edilmesini ister. Bu maksatla 2010’da Siyer Araştırmaları Merkezi’nin kurulmasına öncülük eder. Merkezde akademik ve halka hitap eden eğitim çalışmaları yapılıyor. Önemli İslam kaynakları tercüme heyetiyle Türkçeye çevriliyor.Siyer Araştırmaları Merkezi’nin kurulmasına neden ihtiyaç duydunuz?Siyer, insanlığın tamamının dertlerine derman olabilecek bir muhtevayı içinde barındırıyor. Kamil biçimde Efendimiz’in (sas) anlaşılması gerektiğini düşünerek çalışma ve okumalarımızı yoğunlaştırdık. Böylece bu müessese kuruldu. Bu, bir ihtiyacın neticesiydi. Siyeri sadece tarih ve megazi kitaplarında değil, İslami ilimlerin tamamında aradık. Kamil bir biçimde Efendimiz’in hayatını ortaya koymak için bütüncül bir okumaya sevk olmamız gerekiyor. Bu yüzden parçacı okuyuştan bütüncül okuyuşa geçmek çok mühim. Çünkü siyer bir insanın hayatı değil, insanlığın tamamının hayatıdır.Siyer genel manada İslam Peygamberi’nin hayat hikâyesi olarak açıklanıyor. Bu doğru bir tabir mi?Peygamberimiz’in hayatının başka bir rehberliği var. O’nun hayatı sıradan bir biyografi gibi okunmaz. Müslümanlar için Peygamber’in hayatından haberdar olmak Allah’ın bir emri. Çünkü Kur’an açık bir ifadeyle O’nu bize ‘üsve-i hasene’ yani en güzel örnek olarak takdim eder.Kur’an ‘üsve-i hasene’ yani en güzel örnek ifadesini sadece Hz. İbrahim ve ailesi, bir de Efendimiz için kullanıyor. Niçin?‘Üsve-i hasene’ diye takdim edilen şeyin, aklınıza gelebilecek her türlü örneğe karşı içinde modeller barındırması gerekir. Çünkü hayatın her anının tartışılmaz örneği demektir. Allah, peygamberlerden bazılarını bazılarına meziyet itibarıyla üstün kılmıştır. O üstünlükleri kendi bünyesinde toplayan iki peygamberdir aslında Hz. İbrahim ve son peygamber Hz. Muhammed (sas). Hayatlarına baktığınız zaman örneklik itibarıyla eksik kalan bir şey yok. Fakirlik, zenginlik, muhalefet, iktidar, bekâr, genç, baba deseniz hepsi onların hayatlarında bariz bir şekilde öne çıkmış halde. Bundan dolayı diyoruz ki; Efendimiz’in hayatına müracaat eden biri ne aradığını biliyorsa eli boş dönmez.Mesela bir çocuk, 60 yaşındaki bir emekli veya genç bir çalışanın siyerden eline dolduracağı neler var?Peygamberimiz’in hayatı tarihe mahkûm olmuş bir hayat değil. İhtiyacını tespit edenlerin rehberiyetiyle o ilkelere ulaştığı zaman siyerden istifade edebilir. Bugün şöyle bir ihtiyacımız da var aslında. Mevcut siyer kitaplarının büyük bölümü işin usulüne ve hikmetine fazla yer vermeden meselenin direkt tarihî malumatıyla başlıyor. Bizim o seviyenin üzerine çıkmamız gerekiyor.Peygamberimiz ve ashabının hayatı kitaplarda tarih sahnesindeki bir kahraman gibi aktarılıyor maalesef. Belki de bu yüzden bu abide şahsiyetlerin yaşantısı yaşantımız olamıyor...Talebe, muallim, baba, devlet başkanı olarak hayatın hangi alanında ve hangi diliminde Allah bizi istihdam etmişse bir Müslüman olarak bilmemiz gereken şey var ki; siyer dediğimiz müthiş sermaye, hayatın içinde karşılaştığımız sorunları çözebilecek kapasiteyi ve imkânı bünyesinde tutuyor. Böyle bakarsak yanlış yerlerde dertlerimize derman aramamış oluruz. Müracaat ettiğimiz kaynak Efendimiz olur. Bu manada baktığınız zaman siyer tarihi bir malumat olmaktan çıkıyor. Her an bize canlı bir biçimde rehberlik eden bir rehberiyet makamına dönüşüyor. Hucurat Sûresi’nde Efendimiz’in içimizde olduğu, O’nun canlı bir rehber olduğu ifade ediliyor.Ashab, sünneti ‘Müslümanca düşünme ve Müslümanca yaşama’ biçimi olarak anladı. Ancak günümüzde Müslümanca düşünmeyi hayatlarımızda sağlamadan, Müslümanca yaşamaya çalışıyoruz...Önce düşünmeyi sağlamak gerekir. Efendimiz, ilk insan yetiştirdiği Darü’l-Erkam’da üç şeyi yapmış, sağlam bir akide yetiştirmiş. Önce iman esaslarını öğrenmiş, ardından akli eğitim sürecini başlatmıştır. Yani kavramlara Kur’an’ın verdiği ilhamla yeni anlamlar yükledi. Kur’ani düşünmeyi öğretti. Sokaktaki insan kâr deyince farklı bir şey anlarken Darü’l-Erkam’daki insan kâr, zarar, kayıp deyince başka şeyler anlıyordu. Bu da onlara Müslümanca düşünmeyi sağlıyordu. Meselenin üçüncü ayağıydı aslında ruhu eğitim; yani iradenin sağlamlaştırılması ve Kur’ani ahlâkın inşası... Bugün biz de aynı sıkıntıdayız.İMAN CÜMLELERİ İNSANLARIN AĞZINDA LAF OLARAK VAREğer bugünkü insanlar kadar iman cümleleri insanların ağızlarından kolay çıksaydı o gün Peygamber’e karşı olanlar niye karşı olsalardı ki. ‘La ilahe illallah Muhammeden Resulüllah’ dediklerinde hayatlarında bir şey değişmeyecektiyse onlar da bunu söyler ve işin içinden çıkarlardı. Ama o gün kavramlar yerli yerinde kullanılıyordu. Gerçekten ‘La ilahe’ dedikten sonra bir şeyler yıkılıyordu hayatlarında. ‘İllallah’ denildiğinde sadece Allah birleniyordu. Şu anda sadece lafzi olarak bunlar insanların diline düştükleri için gerçek manada istenilen düzeyde tesir oluşturmuyor. Sebebi de bunların içlerinin boşaltılması. Bunlar tekrardan bizim örneğimiz ve modelimiz, sahabelerinin anlayışı anlayışımız olmalı.ÇOCUKLARA SANAL KAHRAMANLAR DEĞİL SAHABE ANLATILMALIGünümüz şartlarında popüler kültürün dayattığı sanal kahramanlar yerine, sahabe efendilerimizin örnek şahsiyetlerini genç nesillerin gönüllerine kazımak için neler yapılmalı?Ashab-ı kiram; sarsıntı içinde olanlara sabit dağlar, yollarını kaybedenlere yol bulduran nehirler, yönlerini yitirenlere yön bildiren yıldızlar... Hiçbir insan yok ki kendi mizacına uygun bir modeli asrı saadette yaşayan insanlardan bulmuş olmasın. Biraz celalliyse örneği belli, cemal sıfatı varsa, ticaretle uğraşıyorsa, bürokrat siyasetçi kimliği varsa örnekleri bellidir. Sahabe, dinin intikal ve muhafazasında seçilmiş nesil. Peki aileler neler yapmalı?Evde, aile sohbetlerinde sahabe efendilerimiz konuşulmalı. Sofranın başına oturulduğu zaman sohbetin konusu onlar olmalı. Efendimiz ve ashabın konuşulduğu oranda çocuklar da bundan nasipdar olur. Bu alanı boş bıraktığınız zaman yerini televizyon ve internetteki sanal kahramanlar doldurur. Çocuklarımızla gerçek kahramanların sahabenin olduğunu ve onarın gerçek manada yaşadıklarını, nasıl özellikler ortaya koyduklarını paylaşmamız gerekir.Yani sahabenin canlı örnekliğinin çocuklar üzerindeki etkisi büyük…Hz. Hamza’nın kimliğini gerçek manada anlayan çocuğun başka bir kahramana ihtiyacı olmaz. Hz. Musab’ı tanıyan bir genç bu çağda da Musab’ın rolünü oynayabileceğini, yaşayabileceğini fark edecek ve onun hayatında çok şeyler değişecektir. Esma’nın hanımlarımıza örnek olması çok önemli bir meseledir. Yeter ki biz onları kendi hanemize konuk edebilelim, ailemize tanıştırabilelim.Çocuklara Efendimiz’i yahut ashabı nasıl anlatmak gerekiyor peki?Her çocuk ancak kendi dünyasındakiler kadar meseleleri anlayabiliyor. 10 yaşındaki bir çocuğa öğretilebilecek Peygamberimiz’in 10 yaşındaki halidir. Kız çocuğuna 10 yaşındaki Ayşe annemizdir. Yapılacak çalışmalarda yaş gruplarına fiili anlamda da örnek olabilecek, anlayıp hayatına taşıyabilecek misallerle örülü çalışmaları çoğaltmalı.EFENDİMİZ HİÇBİR ZAMAN ŞİDDET DİLİ KULLANMADI‘Siyer, Hz. Muhammed’in tarihçe-i hayatı değildir’ diyorsunuz. Siyer felsefesi, siyer hikemi dediğimiz mesele de aslında burada düğümlenmiyor mu?Şunu çok iyi bilmemiz lazım ki, Peygamberimiz’in hayatı savaşlarla örülü değildi. Mekke döneminde İslam’ın sesini kısmaya çalışan, O’nu kabul etmeyen zümrenin her türlü karşı koyuşuna rağmen Efendimiz hiçbir zaman şiddet dili kullanmadı. Bu konuda ufak tefek hadiseler yaşanmışsa da Efendimiz ciddi bir şekilde bu meseleyi tenkit etti. Adı karışan sahabe efendilerimizi uyardı. Siyeri böyle bir nazarla okumamız gerekir.Efendimiz, veda haccında tüm insanlığa iki mirası yani Kur’an ve Kur’an’ın en büyük yorumu olan sünneti bıraktı...Ne Kur’an ile ne de sünnetle canlı bir iletişim kuramıyoruz. Ayetleri okuduğumuz zaman ‘Ey iman edenler’ çağrısını duyduğumuzda ‘Evet ben buradayım’ diyemiyor, o günkü insanlar gibi ‘Lebbeyk’ deyip icabet edemiyoruz. Kendimizi muhatap saysak ve söylediklerini doğru algılasak, yaşadığımız sıkıntılarda onların bize söyleyecek çok şeyi olduğunu anlayacağız. Kur’an’ı sadece Rabb’imizin bize indirdiği ibadet adına bir kitap; Peygamberimiz’i ise vefa gereği ara sıra hatırlanması gereken bir hatıra olarak algıladığımız için ümmet olarak tam anlamıyla iki kaynaktan istifade edemiyoruz.İstifade edilmesi için ne yapılabilir peki?Şu anki en büyük problemimiz rivayetten ziyade riayettir. Toplum olarak güzel örnekliği üretmemiz gerekiyor. İnsanlar artık güzel konuşmaları işitmekten bıkmış vaziyette. Bunun bir tesiri de yok. Hayatın içinde örnekliğini gösterecek, temsiliyet adına güzel duruşlar sergileyecek adımların çoğaltılması gerekiyor. Biz sadece tebliğin sözle olduğunu zannediyoruz. Hakikat şu ki; sahabe efendilerimizden ‘konuştular, dediler’ gibi rivayet çok az, ‘yaptılar, davrandılar, muamelede bulundular’ şeklindeki rivayetler çok var. Onlar yaşadıkları için yaşatabiliyor, inandıkları için de inandırıyordu. Bugünün dünyasında en büyük problem o esasında. Peygamberimiz’in temsiliyet anlamında O’nun ahlâkını yansıtacak nazara verecek modellere ihtiyaç var. Bunların çoğaltılması sorunlarımızı çözme adına bize bazı kapılar açacaktır.k.kulaksiz@zaman.com.tr

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder