30 Ağustos 2014 Cumartesi
Namazın borcu olmaz
‘Hiç namaz borcum yok.’ diyen kişinin bu cümlesi bize ne kadar ütopik geliyor değil mi? Tarihte birçok namaz kahramanı var ki namaz borçları olmadığı için onlara ‘sahib-i tertip’ deniyor. Böylesi namaz düşkünleri günümüzde de yaşıyor.Hiç namaz borcun olmadığını bir düşünsene?’ cümlesi yükseliyor bir dost meclisinde. O an eşya bile derin bir sessizliğe gömülüyor. Belli ki herkes namaza kaç yaşında başladığını, ne kadar namaz borcu olduğunu hesap ediyor. Birisi dört yıllık namaz borcunun 7 bin 300 vakte denk geldiğini belirtiyor, diğeri iki yıllık borcu olduğunu söyleyip diğerine göre bir nebze daha rahat nefes alıyor. Namazında hassas bir arkadaş, tertip sahibi olmaya niyetlendiğini söyleyince ‘Biz tertipsiz miyiz?’ şeklindeki boş bakışlar ona yöneliyor. Dostumuz, namaz borcu olmayan kişilere sahib-i tertib dendiğini aktarıyor. ‘Bir insanın nasıl olur da hayatı boyunca hiç namaz borcu olmaz?’ sorusu zihin sınırlarımızı zorlasa da arkadaşımız 96 yaşındaki dedesi Hasan Yenilmez’in ömrünü namaza adadığını anlatıyor. Küçük yaşlarda namaza başlayan ve ömrü boyunca bir vakti dahi aksatmayan Hasan dede, bir süre önce alzheimer olmuş. Beş dakika önce yediği yemeği unutsa da namazları unutmuyormuş. Bazı vakit namazları eksik değil, fazla oluyormuş. İkame ettiği namazı tekrar tekrar kıldığı vakiymiş çünkü.10 yıl önce ruhunu Rahman’a teslim eden ve Beşiktaşlı Hüseyin Baba diye bilinen Hüseyin Adıyaman da tam bir namaz aşığı imiş. 106 yaşında vefat eden Hüseyin amca, günde iki saatini uykuya ayırıyor, geri kalan vaktini ibadetle geçiriyormuş. Öyle ki son demlerinde, “35 yıl namaz fazlam var.” demiş bir dostuna.Sahib-i tertib bir hanımefendi79 yaşındaki Çiçek Aksoy da tertip sahibi bir hanımefendi. Yedi yaşından beri vakit, 14 yaşından beri nafile namazlarını tastamam kılan Çiçek teyzenin öyküsü de bir hayli dikkat çekici. Çünkü o evlatlık verildiği aile tarafından rahibe okuluna gönderilmiş. Namaz hassasiyetini nasıl kazandığını merak ediyoruz, teyzemiz ser verip sır vermiyor. Sözü yeniden namaza getiriyor, namaz kılmayanlara, “Sabi misin, deli misin, ölü müsün ki sana açılacak olan kurtuluş kapısını çalmıyorsun?” diye soruyor. Biz alarm kurup sabah namazına kalkmak için nefsimizle yaka paça olurken o, hayatını namaz merkezli yaşadığı için uyanamama gibi bir derdi yok. Biyolojik saati devrede. Gençliğinden beri “Saat on, yatağa kon.” deyip erken uyuyan teyzemiz, “Saat üç, yataktan uç.” düsturunu baştacı etmiş. Yıllardır da teheccüde kalkmadığı gece yok, felçli olmasına rağmen...50 yaşında tasavvufla tanışıp ehl-i tarik olan Çiçek teyzenin özel dua saatleri olduğunu anlatan torunu bir anektod paylaşıyor bizimle: “Evi tahta kurusu sardığı bir dönemde anneannem ‘Allah’ın, benim peygamberimi haşereler yemiyordu, ben de O’nun ümmetiyim. O’nun hatrına beni de yemesinler’ diye dua etti. Sahiden de ona haşereler ilişmedi.” diyor ve okumaktan yıpranmış Kuran-ı Kerim’i gösteriyor.32 yaşında bir sahib-i tertibNamazla beslenenler ona doyar mı? Doymak bir kenara… O namaz âşıkları ki farzı iştiyakla ikame eder, her selamda ‘Daha yok mu?’ der ve nafileden nafileye koşar. Tekbirlerle başlattığı miraç yolculuğunu hayır dualarla noktalar. 32 yaşındaki Yahya Canan da işte böyle namaza doymayanlardan. Sekiz yaşında başladığı namazı dün gibi hatırlıyor. Babası beş vakit kılarsa hediye vereceğini söyleyince heyecanla sarılmış seccadesine küçücük elleriyle. O gün bugündür de günde beş defa kavuşmuşlar, bir vakti ertelemeden. Canan, çocukların İslam fıtratı üzerine doğduğunu, doğru örnek olunduğu takdirde nesillerimizin namazla hemhal olacağını anlatıyor. Namaz hassasiyeti konusunda annesinin dualarını derinden hissettiğini dile getiriyor, ailesinde güzel örnekler gördüğünü belirtiyor ki kendisinden iki yaş küçük kardeşi de sahib-i tertib.“Namaz nefsinize hiç mi ağır gelmiyor, sürekli kılmak usanç vermiyor mu?” diye soracak oluyoruz. “Yemek yemek, uyumak gibi ihtiyaçlar usanç veriyor mu? Ya da nefes almaktan bıkıyor musunuz?” şeklindeki soruyla mukabele ettikten sonra, “Namaz benim en şiddetli ihtiyacım.” diyor. Kanının kaynadığı devirlerde arkadaşlarına uyup namazı erteleme ihtimalinden söz edecek oluyoruz. Yahya Canan, bu konuda kesinlikle taviz vermediğinden bahsediyor. Arkadaşları da onun bu keskin yönünü bildiği için ses çıkarmazmış. Ona uyup namaza iştirak eden de olurmuş, etmeyen de.“Sağlık durumunuzdan dolayı da mı namazı ertelediğiniz olmadı?” sorumuza, “Başımdan dört saat süren bir ameliyat geçti. Narkozun etkisiyle namazı sormuşum. Çok şükür o gün de bir aksama olmadı. Niyetiniz sağlam olunca ve tüm ayarlamalarınızı namaza göre yapınca Allah her zoru kolaylaştırıyor.” cevabını veriyor. Motivasyon kaynağının Allah rızası olduğunu ifade ediyor: “İnsan sevdiğini memnun etmek istemez mi? Ben de O’nu (celle celalühû) hoşnut etmek için çabalıyorum.”Mevzuyu derinleştirmek istesek de Canan, bu kadarının kâfi olduğunu söylüyor. “Bu mesele Allah ile kul arasında. Bu kadar konuşmam bile doğru değil.” diyor. Nitekim onu bin bir türlü ricayla ikna etmiştik. Daha fazla ısrar etmeden namazıyla baş başa bırakıyoruz.Bir farzı eksiksiz eda etmek herkese nasip olmuyor. Hele de günün beş vaktini vakfettiğimiz bir ibadetse. Namazını kaçırmadan ömrünü devam ettirerek sahib-i tertib olabilmek ise ayrı bir hassasiyet istiyor. Fethullah Gülen Hocaefendi bizi bu konuda duaya davet ediyor: “Allah’ım! Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz namazı hangi enginlikte ikâme ediyor idiyse, bana da o idraki lutfeyle; namazın manasını benim ruhuma da duyur. Rabb’im, ben de Peygamber Efendimiz’in eda ettiği gibi namaz kılmak ve onu benliğimin bütün zerrelerinde duymak istiyorum, namaz esnasında Sen’den başka bütün mülahazalara karşı kapanmayı ve tamamen namazlaşmayı arzu ediyorum. Ne olur Allah’ım, bu lütfunu bana da nasip eyle!”Sahib-i tertib ne demektir?Beş vakitten fazla namazı kazaya kalmamış olan kimseye ‘sahib-i tertib/tertip sahibi’ denir. Kaza borçlarının hepsini ödeyen kimse de tertip sahibi olur. Bu kimselerin kaza namazı ile vakit namazı arasında sıraya uyması şart. Namazı kazaya kalırsa öncelikle onu kaza etmesi, sonra içinde bulunduğu vaktin namazını kılması gerekir.Sahib-i tertib kaza namazını nasıl kılar?Örneğin tertip sahibi kimse, sabah, öğle, ikindi ve akşamı kazaya bırakırsa ve bunları sırasıyla eda etmeden yatsıyı kılarsa, yatsı namazı bozuluyor. Bu hususta hadis-i şerifte şöyle buyruluyor: “Kim bir farz namazı kılmayı unutsa, imamla başka bir namaza durmuşken hatırlasa, o namazını imamla kılsın, namazını bitirince, unuttuğunu kaza etsin. Sonra imamla kıldığını da iade etsin.”Hendek Savaşı’nda, harbin şiddetinden ötürü Müslümanlar, öğle, ikindi ve akşam namazlarını kılamayıp kazaya bırakır. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) sırasıyla önce kazaya bırakılan namazları kıldırır, sonra da içinde bulundukları vaktin namazını eda eder. Bundan dolayı Şafiî mezhebi dışındaki diğer üç mezhebe göre, üzerinde beş veya daha az vakit kaza namazı bulunan kişinin bunları hem kendi içinde sırasına göre hem de yeni farz olan namazı eda etmeden önce tertip üzere kılması gerekir.Tertip düşebilir mi?Tertip, üç durumda düşer:1. Kazaya kalan namazların sayısının vitir dışında altı vakit ve daha fazla olması.2. Vaktin hem kaza hem de vakit namazı kılmaya yetmeyecek kadar sıkışık ve dar olması.3. Vakit namazının kılınışı sırasında kazâya kalmış namazı olduğunun hatırlanmaması.Tertip düştükten sonra, kaza için belirli bir vakit kalmaz; mekruh vakitler dışında istediği zamanda kaza namazı kılınabilir. Mekruh vakitlere girmemesi şartıyla, sabah namazından ve ikindi namazından sonra da kaza kılınabilir.Merkez Efendi, cemaatsiz kılmamışBüyük bir âlim olan Merkez Efendi de sahib-i tertiblerden. O, 88 yıllık ömrüne sığan bütün namazlarını cemaatle kılar. Öğle ve yatsıda cemaate yetişememişse, namazını kılanlara, “Hayatımda hiç cemaatsiz farz namazı kılmadım. İmam olayım da sizlerle namaz kılalım. Aynı namazı tekrar kılmanın zararı olmaz. Sonra kıldığınız nafile olur.” der ve namazı mutlaka cemaatle eda eder.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder