30 Ocak 2015 Cuma
Hüsnüzanda sınır var mı?
Kişiler ve olaylar hakkında değerlendirmelerde bulunurken, olabildiğince iyi niyetli davranmak ve her şeyi hayra yormak müminin şiarı. Hüsnüzan edelim etmesine de kime, ne kadar?Oğlu nişanlandığında, “Bu kız, oğlumu elimden aldı.” diyen anne, evliliği kötü gittiği için, “Kesin kaynanam büyü yapmıştır.” fikrine kapılan gelin, “Türk’le, Kürt’le, Laz’la… ticaret yapılmaz” şeklinde düşünen tüccar, sizi bir akrabanızla gördüğünde, “Hımm kim bilir nesi?” diye imalı imalı bakan arkadaş… Suizanda sınır tanınmıyor ancak konu hüsnüzanna gelince nefsimiz avukatlığa soyunuyor.Allah’ın ve Peygamber Efendimiz’in (sas) hüsnüzanla memur olduğumuzu beyan eden kuvvetli emir ve tavsiyeleri var. Örneğin Hucûrât Sûresi 12. ayeti, izaha yer bırakmayacak kadar açık: “Ey iman edenler, zandan çokça kaçının. Zira zannın ekserisi kötüdür, günahtır. Birbirinizin ayıplarını, kusurlarını da gizlice araştırmayın. Birbirinizin gıybetini de yapmayın...” Ayette sakınmamız istenen davranışlar, birbirini doğuran yanlışlar zincirini de gözler önüne seriyor. Önce suizan eden insan, bu zannını kanaate dönüştürmek için tecessüse başlıyor, düşüncelerini destekleyen emareler bulunca başkalarıyla paylaşarak gıybet ediyor.Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Cemal Özel; evlilik, eğitim, siyaset gibi hemen her alanda pratik hayatın teorik hayatı boğduğuna dikkat çekiyor. Örneğin hepimiz biliriz ki ‘barış iyidir.’ Bu konuda saatlerce konuşabilir, barış içinde yaşamanın güzelliklerini anlatabiliriz ama pratik hayata baktığımızda savaşlar görürüz. Suizan ve hüsnüzan konusu da böyle. Pratik, teorinin çok önünde. Ve suizan, hüsnüzandan daha çok alıcı buluyor.Cemal Özel, bu iki kavramın tanımına dikkat çekiyor. Bildiğimiz en basit tanıma göre hüsnüzan herkes hakkında iyi düşünmekken, suizan kötü düşünmek anlamına geliyor. Ancak hüsnüzan, körü körüne iyi düşünmek değil, burada ‘vicdanî kanaati elden bırakmadan’ düşünmek önemli. Suizanda ise gerçeği öğrenmek ve meselenin aslına varmak esas. Bir olayda kesinlik varsa iyiye yormaya çalışmanın anlamı yok. Bazı konularda sürekli olumsuz tavır ve davranışlarla karşı karşıya kaldıysak, bu defa Üstad’ın, ‘hüsnüzan, adem-i itimat’ düsturuna eğilmek gerekiyor.Suizan ettiler, ayet nazil olduYalanın ağırlığına göre tahribatı olduğu muhakkak. Fakat zan, şeytanın vesvesesiyle komplo teorilerine varacak hâle gelebiliyor. Bu noktada suizan, sözlerin en yalanı ve yalan daha tahripkâr.Bu davranışın Allah nezdindeki yeri şu misalden anlaşılıyor: Efendimiz (sas) sadaka vermenin öneminden bahsedince maddî gücü az olan Ebû Akîl el-Ensârî, iki ölçek hurma karşılığında bütün gece sırtında su taşır. Aldığı hurmanın bir ölçeğini ailesine, diğerini de Allah yolunda harcaması için Allah Resulü’ne getirir. Efendimiz ona dua eder. Bunu gören birtakım kişiler, Ebû Akîl’in bir ölçek hurmasına kimsenin ihtiyacı olmadığını, onun gösteriş yaptığını söyler. Bu olay üzerine “Mü’minlerden gönül hoşluğuyla bağışta bulunanlarla ve elinin emeğinden başka verecek bir şey bulamayanlarla alay edenleri Allah maskaraya çevirmiştir. Onlar için acı bir azap da vardır.” (Tevbe, 9/79) ayeti nazil olur.İsabetsiz zan, kul hakkına girerTabiinden Said bin Müseyyeb’in sözleri de hüsnüzanla memur olduğumuzu ortaya koyuyor: “Peygamberimiz’in sahâbelerinden bazı kardeşlerim bana (bir mektupta) şöyle yazdılar: Kardeşinin yaptığı bir işi aksine bir delil olmadığı müddetçe, en iyi şekilde yorumla, Müslüman bir kimseden çıkmış hayra ihtimali olan bir sözü şer olarak telakkî etme.”Nitekim İslam âlimlerine göre isabetsiz olan zan bir nevi iftira ve karalama olduğundan kul hakkına giriyor. Bize, kesin bilgi ve deliller olmayan durumda işi iyiye yormak düşüyor. Hz. Aişe validemize iftira atıldığında (İfk Hadisesi) Allah ikaz ediyor: “Siz ey mü’minler, bu dedikoduyu daha işitir işitmez, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar olarak birbiriniz hakkında iyi zan besleyip, ‘Hâşâ, bu besbelli bir iftiradan başka bir şey değildir.’ demeniz gerekmez miydi?” (Nur, 24/12)Cemal Özel, hüsnüzannın işletile işletile insan tabiatının bir parçası haline gelebileceğini söylüyor. Nitekim bu hususta kendini zorlamayan bir insanın, bu şuura ulaşması çok zor.Kulluktaki kemalin eseriİslam âlimlerine göre hüsnüzan, Müslüman’ın iç saffetiyle doğru orantılı. “Hüsnüzan, kulluktaki kemalin eseridir.” hadisinden anlaşıldığı üzere güzel zan üzerine olmak kişinin kulluğunun güzelliğinden kaynaklanıyor. Zira böyle bir kişi, başkaları hakkında söylenen olumsuz sözlere hemen inanmaz, onları tek taraflı yargılamaz, ihtiyatlı davranır. İyi niyetli ve müspet düşünceli olmak dinde derinleşmenin de bir göstergesi sayılır.İslam âlimleri, suizannın haram olduğunu belirtir; insanların hikmetini bilemediğimiz, yoruma açık davranışları karşısında böyle bir düşünceye kapılmamamız gerektiğini vurgular. Zira Kur’an-ı Kerim’de; “Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zanların ciddi bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini de araştırmayın.” (Hucurât Sûresi, 49/12) buyurulur.Aşırı hüsnüzan muhatabımızı küstahlaştırabilirİlahiyatçı Cemal Özel, kişiler hakkında hüsnüzan ederken onların bunu kaldırıp kaldıramayacağı konusuna bir parantez açıyor. Ona göre çokça hüsnüzan edip övdüğümüz kişiler, bunu kaldıramayacak olgunluktaysa küstahlaşabilir. Allah Resulü (sas), kardeşini yüzüne karşı aşırı şekilde metheden birine, “Kardeşinin boynunu kırdın.” buyuruyor. Övgüde aşırılığı tasvip etmiyor. Demek ki bize düşen, olaylara ve kişilere iyi gözle bakarken de bunu ifade ederken de ölçülü olmak. Herkes hakkında hüsnüzan etmek fakat muhatabımıza da olduğundan fazla paye yüklememek.Kendinizi töhmet altında bırakmayınBaşkaları hakkında kötü düşünmekten kaçınacağımız gibi bizim hakkımızda kötü düşünülmesine de fırsat vermememiz gerekiyor. İlahiyatçı Cemal Özel, Allah Resulü’nün hayatından bir kesit anlatıyor: Peygamber Efendimiz (sas), Safiye annemizle giderken yolda Ensar’dan iki gence rastlar. Efendimiz gençleri durdurur, yanındaki hanımın eşi Safiye olduğunu söyler. Gençler beklenmedik bir anda yapılan bu açıklamaya anlam veremez, “Sübhanallah ey Allah’ın Rasulü (Bunu neden söylediniz?)” der. Efendimiz, “Şeytan kanın damarda dolaştığı gibi dolaşır durur. Ben onun kalplerinize bir kötülük atmasından, vesvese vermesinden endişe ettim.” buyurur.Özel’e göre bu olay, suizanna sebep olacak hal ve hareketlerden kaçınmamız gerektiğini gösteriyor. Velev ki suizanna maruz kaldık, o zaman da Hz. Ömer’in, “Kim kendini töhmet altında kalacak bir konuma sokarsa, kendisine suizanda bulunanları kınamaya hakkı yoktur.” beyanı üzerine düşünmemiz gerekiyor.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder