27 Şubat 2015 Cuma

Hakiki Müslümanlığın yolu şefkatten geçiyor

Gün geçmiyor ki yeni bir cinayet haberi gelmesin ya da Meclis’te kavga çıkmasın. Haberlere, eşimize dostumuza, sokaktaki manzaralara baktığımızda şefkat duygusundan ne kadar mahrum olduğumuzu görmemek mümkün değil.Haberleri açıyorsunuz; bir kanalda cinayet haberleri, diğerinde Meclis’te kafa göz yaran vekiller. Sokağa çıkıyorsunuz; mendil satan çocuğa ‘yürü git ulan’ diyenler, gördüğü kediye tekme atanlar. Komşularla diyaloğumuz varla yok arası, sıla-i rahim ayak bağı... Çevre duyarlılığı deseniz mirasyediden farkımız yok. Toplum şefkatsizlikten can çekişiyor adeta. Yitirdiğimiz bu duygu bizi cinnetin eşiğine getiriyor.Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhit Mert, toplumun şefkat duygularının yerlerde süründüğünü ifade ediyor. “İslam’ın bu öğretisi neredeyse silinmek üzere.” diyen Mert, üçüncü sayfa haberlerine konu olan vahşet dolu hikâyelerin şefkatsizlik eseri olduğunu kaydediyor. Tabii bunu anlamak için illa ki haberlere ihtiyaç yok. Çevremize baktığımızda da bu durumun türlü yansımalarını görüyoruz.Mert, “Herkes iman ettiğini düşünebilir ama ancak hakiki iman eden insan şefkat duyabilir.” diyor. Nitekim Fethullah Gülen Hocaefendi’nin yaklaşımı da ‘Sev ve şefkat et ki gerçek Müslüman olasın’ şeklinde. Sevmek için bilmek gerektiğini dile getiren Hocaefendi, hilkatteki manaları anlayan insanların Cenâb-ı Hakk’ın sanat eseri olmaları açısından her mahlûka sevgi ve şefkatle bakacaklarını, hatta bazen ağaca sarılıp, çiçeği öpüp koklayıp “Bu da O’ndan!” diyeceklerini anlatıyor.Mert’in ifadesiyle, şefkat merhametin daha ince şekli ve Müslümanlık bu inceliği yakalamak demek. Kaba ve şefkatten uzak insanların kâmil Müslümanlığa erişmesi çok zor. Tabandan şefkat duygusunu kaldırdığınız anda insanlığımız çöküyor. Zira yardımseverlik, cömertlik, hoşgörü gibi müspet duygular da şefkatin bir uzantısı.Şefkatin kendini belli ettiği yürekte; sevgi, merhamet, acıma, paylaşma, koruma ve kollama hisleri uyanıyor. Bu duygular ona hakiki bir lezzet veriyor. Üstad Said Nursî Hazretleri’nin tabiriyle “Bir şeyin lezzeti, hüsnü, cemâli, emsal ve ezdadına bakmaktan ziyade, mazharlarına bakarlar. Hem bir şefkat ve merhamet sahibi, şefkat ettiği mahlûkların istirahatleri derecesinde hakikî bir lezzet alır. Meselâ, bir validenin, evlâdının mes’udiyetlerinden ve istirahatlerinden şefkat vasıtasıyla aldığı lezzet o derece kuvvetlidir ki, onların rahatı için ruhunu feda eder derecesine getirir.”Muhit Mert, kaba söz söylemenin, insanları aşağılamanın, ayrıştırmanın, yaftalamanın da şefkatsizlik örneği olduğunu düşünüyor. Günümüzde insanları alaya almak, onları tahkir etmek bir meziyet haline geldi. Ancak incelik, gerek sözlerde gerek davranışlarda kendini ele veriyor ve Müslümanlık, bu inceliklerde yatıyor. Kabalaşan insanlardan oluşan toplum ise yaşanmaz hale geliyor.Prof. Dr. Muhit Mert, “Allah Teâlâ rahme­tini yüz parçaya ayırdı. 99’unu kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi, işte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün canlılar birbirine merhamet eder. Hatta kısrak (emzirirken) yavrusuna basıp da zarar verir korkusuyla ayağını kaldırır.” hadisini nazara veriyor. Cenab-ı Hakk’ın şefkatinden pay biçmemiz gerektiğini söylüyor. Öyle ki at bile yavrusu rahat emsin diye ona göre şekil alıyor.Allah Resulü, şefakatte zirveAllah Resulü şefkat konusunda zirveleri tutuyor. Diyebiliriz ki hayatının her karesi bu şefkatin bir tecellisi. Kendisini taşlayan, yollarına diken serpen, üstüne işkembeler atanların hidayetini istiyor. Kendisine kötü muameleyi reva görenlere dahi dua ediyor. Cenab-ı Hak, “Size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki sıkıntıya düşmeniz O’na çok ağır gelir. Kalbi sizin için titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 9/128) buyurarak, Rahmet Peygamberi’nin şefkatini ve ümmetine düşkünlüğünü nazara veriyor.O, sevgi ve saygının toplumun tüm kesimlerine yayılmasını istiyor. Örneğin bir gün yaşlı biri Efendimiz’i görmeye geliyor ama oradakiler ona yer açmakta gecikiyor. Durumu gören Allah Resulü, “Küçüklerimize şefkat etmeyen, büyüklerimize de saygı göstermeyen bizden değildir.” buyuruyor. Efendimiz’in (sas) çocuklarla olan diyaloğundan da şefkat akıyor. Çocuklarla karşılaştığında mutlaka selamlaşıyor, kucaklıyor, onları bineğinin terkisine alıyor, seviyelerine göre sohbet ediyor. Ebu Ümame’nin serçesi ölünce ona başsağlığına gitmesi de şefkatinin enginliğine bir örnek. Cansız varlıklardan bitkilere ve hayvanlara varıncaya kadar bütün mahlûkatı kuşatan şefkate sahip olan Allah Resulü, ashabına ve ümmetine de şefkat odaklı yaşamayı öğütlüyor.Dört esastan biri...Said Nursi, Haşir Risalesi’nde, Allah’ın şefkatini, O’nun rahmetini anlatırken açıklıyor. Üstad’a göre Allah’ın rahmeti, şefkati, en aciz ve en zayıftan en kuvvetliye kadar, her canlıya bir rızık verilmesiyle, en dertlilere derman yetiştirilmesiyle, çiçeklerin açıp meyvelerin takdim edilmesiyle, zehirli bir böceğin eliyle balın yedirilmesiyle, elsiz bir böceğin eliyle ipeğin giydirilmesiyle ortaya çıkıyor. Diğer taraftan, gerek nebati, gerek hayvani ve gerekse insani bütün validelerin o rahim şefkatleriyle ve süt gibi o latif gıda ile aciz ve zayıf yavruların terbiyesi, geniş bir rahmetin cilvesini gösteriyor.Üstad, Risale-i Nur’un dört esasından birisinin şefkat olduğunu söylüyor: Acz, fakr, şefkat ve tefekkür… Bu esaslar birbiriyle doğrudan bağlantılı. Acz; yani kuvvetsizlik, kendi ihtiyaçlarını karşılamayacak kadar zayıf olmak anlamına geliyor. İnsan kendi iktidarının hiç hükmünde olduğunu anlıyor. Kula verilen aczden maksat, insanın haddini bilip Allah’ın sonsuz kudretini idrak etmesi ve O’na iltica etmesi manasını taşıyor. Bu sebeple acz yolu, aşk yolundan daha tesirli ve daha selâmetli.Fakr; insanın muhtaçlığını ifade ediyor. Fakr sayesinde, insan Allah’ın Ehad ve Samed olduğunu, her şeyin O’na muhtaç olduğunu ve O’nun hiçbir şeye muhtaç olmadığını anlamamızı sağlıyor. Hatta insan fakr yoluyla Rahman ismine ulaşıyor.Şefkat ise; Allah’ın rahmet ve hikmetinin bir cilvesi ve bir tezahürü. Hatta insanın mahiyetindeki cüz’i şefkat, Allah’ın küllî şefkatine açılan bir pencere gibi. İnsan bu cüz’i şefkati ile kıyas yapıp, külli şefkate intikal ediyor. Şefkat yoluyla, sonsuz şefkat sahibi olan Cenâb-ı Hakk’a ulaşıyor. Zira insandaki bu cüz’i şefkat olmasaydı, insan hiçbir zaman Allah’ın küllî şefkatini anlayamayacaktı.Allah’ın insanlara kainattaki her şeyi musahhar etmesi, O’nun şefkatini gösteriyor. Allah’ın şefkati ancak tefekkür ile anlaşılacak bir durum. Tefekkür ise gafleti izale etmesi yönüyle karşımıza çıkıyor. Nitekim Allah’ı tanımanın en güzel yolu eserlerinden hareket ederek Eser Sahibi’ni tanımak. Yarattıkları üzerindeki marifet parıltılarını düşünmek, bizi yine Rahman’a ulaştırıyor. Risale-i Nur mesleğinin bu dört esasının ana hedefi nefis terbiyesi ve kâmil Müslüman olmak. Nitekim Allah Rasûlü (sas) de “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” buyurarak bizi müspet duygulara davet ediyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder