20 Şubat 2015 Cuma

Onlar annelerinin prensi

Bir evin bir oğlu olmak varmış dünyada. Zira anneler, biricik oğullarını, çoluk çocuğa karışmış olsalar bile sabah işe uğurluyor, öğlen yemek yapıp iş yerine götürüyor. Oğulların da annelerine olan muhabbetine diyecek yok.Bir evin bir oğlu üzerine haber yaptığımızı duyan eş dost, “Halamın oğlu öyle, 21 yaşında ve tırnaklarını hâlâ annesi keser!”, “Komşumun bir tane oğlu var, çocuk 30’una geldi, iş görüşmelerine babası götürüyor!”, “Eniştem bir evin bir oğlu, annesi düğünde kızın annesinden çok ağladı. Bir ara baktık terleyen oğlunun sırtına havlu koyuyor!” derken örnekler gittikçe artıyor. ‘Annelerinin prensi’ olarak görülen delikanlıların bir dediği iki edilmiyor, evde istediği yemekler pişiyor, kumanda onların hakimiyetinde, her tartışmada onlar haklı. Üstelik anneler de prensler de bu hallerinden memnun.OĞLAN HAKKÂRİ’DE, ANNESİ EVDE ASKERLİK YAPTIMuhammed Ali Günerhanal, annesinin bitanecik prensi. Bu tabiri işitince “Tam bir prensim tabii. Annem her istediğimi yapar.” diyor. Kız kardeşi Rukiye “30’una geldin, hâlâ 10 yaşındaymış gibi muamele görüyorsun.” karşılığını verince evin tek oğlu, “Annem beni kayırıyor, gururumu çok okşuyor.” deyip gülüyor. Sazı alan Rukiye, annesiyle abisinin diyaloğunu anlatan örnekleri sıralıyor: “Abim askere gitti. Annem mi askerlik yaptı, abim mi belli değil! Abim telefonda ‘üşüdüm anne’ dese annem kışın ortasında bütün pencereleri açıp ‘Oğlum orda üşüyorsa ben de burada üşürüm’ diyor. Ya da abim o gün patates mi yemiş, annem bize de patates yediriyor.” Anne Asiye Günerhanal da Hakkâri’ye asker göndermenin kolay olmadığını anlatıyor. Aylarca ne yediğinden bir şey anlamış, ne konuştuğundan. Oğlu gelene kadar gözyaşı dinmemiş. Rukiye abisinin ayakkabı bağlamayı bile askere gitmeden önce öğrendiğinden bahsedince Muhammed Ali, “Annem beni kendine bağımlı yetiştirdi.” deyip dalga geçiyor.‘Asiye Sultan’ dediği annesi de oğlunun ev işlerinde kendisine yardım etmediğini, ancak derli toplu olduğunu söyleyince Muhammed Ali, “Çöpü atıyorum ya daha ne olsun?” deyiveriyor. Kız kardeşler annenin oğlunu kayırmasına içten içe bozulsa da abinin esprili tavırları gönüllerini yumuşatıyor.Babanın biricik oğluna tavrı nasıl peki? Muhammed Ali’nin ifadesiyle o, kızlarına baba oldu. Belli ki evde sevimli bir Seferoğulları-Tellioğulları gruplaşması var. İç işlerini çok karıştırmadan sözü Muhammed Ali’nin evliliğine getiriyoruz. Delikanlı, bir evin bir oğlu olduğu için kızların önyargılı yaklaştığını, evlenemediğini söylüyor. Anne Asiye Günerhanal, bütün samimiyetiyle “Gelinim olursa oğlumdan ayrı tutmam. En az onun kadar severim.” diyor. Rukiye abisine, eşi annesinden rahatsız olduğu takdirde ne yapacağını soruyor. Muhammed Ali’nin cevabı yine şakayla karışık: “Onu kapıya koyarım!”‘ANNEMİN İLGİSİNİ KİMSEYLE PAYLAŞAMAM’Osman Kırsaç, bir evin bir oğlu olmaktan son derece memnun. Ne çocukluğunda ne de yetişkinliğinde bir ağabeyi ya da erkek kardeşi olmasını istememiş. “Annemin ilgisi kimseyle paylaşamazdım.” diyen Kırsaç, yanında bu mevzu konuşulduğunda verdiği tepkileri gülerek hatırlıyor. Annesi Nurten Kırsaç da “Erkek kardeşi olsa bir kaşık suda boğardı herhalde.” diye espri yapıyor.Kırsaç, annesi biraz fazla süslense kızar, kınaya gittiklerinde yerinden kalkmasına izin vermezmiş. Annesinin tabiriyle onun eteğinden ayrılmazmış. Oğlan büyüyüp sokağa çıkmaya başlayınca annesini, “Oğluma bir şey olur mu?” endişesi sarmış. Anne Kırsaç haksız sayılmaz, çünkü Osman Kırsaç bisikletle şehrin altını üstüne getirirmiş. Oğlu, “Bir keresinde Ereğli'den Zonguldak'a gitmiştim…” diye macerasını anlatmaya başlayacakken annesi, “O kadar yolu gidip geldiğini bana söyleme bari.” diyor.Onların tatlı çekişmesi esnasında Osman Kırsaç'ın bir yıl yatılı okula gittiğini öğreniyoruz. Anne Kırsaç, o yıl üzüntüsünden gecesinin gündüzüne karıştığını anlatıyor. Nitekim onu yatılı okuldan almak istemiş ama eşi, yatılı okulun faydalı olacağını düşünüyormuş. Okulla ev çok yakın olduğu için herkes ona ‘Deli misin?' dese de anne yüreği işte. Sonraki yıl Nurten Kırsaç mücadelesinde galip gelmiş ve oğlu evden gidip gelmeye başlamış yine.Anne Kırsaç, oğlunu askere gönderirken de evlendirirken de çok zorlanmış. Oğlu askerdeyken ayrılık acısının yanına başka acılar da eklenmiş. Eşini kaybetmiş. “Ben burada kardeşlerimle, akrabalarımla acımı paylaşıp hafifliyordum ama Osman'ım orda yalnız ne yapıyordu kim bilir?” diyen Nurten Kırsaç, hâlâ üzülüyor oğlunun askerdeki haline. Eşine verdiği sevgiyi de oğluna verdiğini, onun evin direği olduğunu söyleyen anne, hayır duasını eksik etmiyor oğlunun üzerinden.Oğlu evlenip barklandı, peki bu bağlılık gelini rahatsız etti mi derseniz söyleyelim: Etmemiş. Zeynep Kırsaç, “Kıskanmak aklıma bile gelmedi.” diyor. Hatta oğluna düşkün annenin evlilikte gölge olmayacağını dile getiriyor. Nurten Kırsaç da gelininden muhabbetle bahsediyor: “Oğlum benim için neyse gelinim de o. Ayırt edemem.”Osman Kırsaç, her gün annesine uğruyor. Günde iki-üç defa da telefonlaşıyorlar. Birbirlerinin sesini duymazsa rahat edemiyorlar.Her öğlen oğluna yemek götürüyor36 yaşındaki Osman Kırsaç, esnaf. Zannetmeyin ki öğle yemeğini civar lokantalardan yiyor. Annesi her gün yemek yapıp, oğluna götürüyor. Geçtiğimiz günlerde yemek götürememiş. Osman Kırsaç, dışarıdan yemiş yemesine ama bir güzel zehirlenmiş! Annesi bunu günler sonra öğrenmiş tabii. Vicdan azabı yakasına nasıl yapışmışsa o gün bugündür yemekleri aksatmıyor. Dükkânda attığı her adımda da oğluna dua ediyor.‘Evin prensi değil padişahıyım’38 yaşındaki Çelebi Ağca, annesi Meryem Ağca'nın prensi. Fakat Çelebi ağabey bu hitaba bozuluyor, “Ne prensi, ben evin padişahıyım.” diye espri yapıyor.Masanın başına oturduğunu, servisin ilk kendisine yapıldığını, yemeği biter bitmez çayının doldurulduğunu, izzet ikram konusunda etrafında fır döndüklerini anlatıyor. “Bir dediğim ikiletilmez.” dediği anda kız kardeşi Tuğba Ağca söze karışıyor, “Eve geldiğinde kumanda onun hâkimiyetine geçer mesela. Abim ne isterse o seyredilir.” deyiveriyor. Tartışmalarında her zaman abisinin haklı olduğunu da vurguluyor. İki kız kardeş kavga ettiğinde anne Meryem Ağca müdahale etmiyormuş ama Çelebi ağabeyle tartışmışlarsa anne işin içinde! “Abinizi üzmeyin.” nidası kulaklarda yankılanırmış o anda. Çelebi Ağca da ön planda tutulduğunu kabul ediyor ve bunu Erzincan kültüründe yetişmesine bağlıyor. Halalarının kendisini ‘evin bi denesi' diye sevip el üstünde tuttuğunu söylüyor.Gün geliyor, Çelebi Ağca üniversiteyi kazanıyor. Ardında sessiz sessiz ağlayan bir anne bırakıyor. “Üniversiteye bir çantayla gidersiniz değil mi? Ben yün yorganlarla, döşeklerle ağa çocuğu gibi gittim yurda.” diyor. Cep telefonunun yaygın olmadığı o dönemde annesiyle her gün telefonlaştıklarını, ne yiyip ne içtiğini anlattığını, hayır duasını aldığını dile getiriyor. Diyarbakır'a askere gittiğinde de Meryem Ağca yalnız bırakmamış oğlunu. Ziyaretine gitmiş, duasını asla eksik etmemiş. Babasının ahvalini soracak olursanız; o daha sert davranırmış oğluna. Bol bol sorumluluk vererek hayata hazırlarmış. Çelebi Ağca, onun sevgisinden de zerre kadar şüphe duymazmış.1 evin 1 kızıyla evliAğca ailesinin gelini Öznur da bir evin bir kızı. Babası onu ‘gözümün nuru' diye sever, “Dünya bir yana, kızım bir yana.” dermiş. Ağca, el üstünde büyütüldüğünü, şımartıldığını anlatıyor. Ona göre eşi, iki evin tek reisi olduğu için annesi ve kız kardeşleri tarafından abartılı seviliyor. Herkes Çelebi Ağca'nın üzerine titriyor, bir dediğini iki etmiyor. Öznur Ağca, bu durumu kıskanmıyor, “Annenin yeri ayrı, eşin yeri ayrı.” diyor.Hâlâ her sabah annesi işe uğurluyorKarşılıklı dairelerde oturan anne oğulun iletişim şekillerinden biri de zile basmak. Çelebi Ağca, her sabah 06.50'de zile basıyor, annesi pencereye çıkıp oğlu gözden kaybolana kadar dua ediyor. Ağca zile basmamışsa annesi telaşlanıyor. Ya kapılarını çalıyor ya da telefon ediyor. Çünkü oğlu kendisini hiçbir sabah ihmal etmiyor. “Meryem Ağca'nın cama çıkmadığı sabah yok mu?” diye soracak oluyoruz. Oğlu, “Çok hasta bile olsa mutlaka cama çıkıp dua eder.” diyor. Akşam işten dönen Ağca, yine ilk olarak annesinin dairesinin ziline basıyor, evine girmeden önce annesini görüyor, selam verip hal hatır soruyor.BOŞANMANIN EŞİĞİNE GELEN VAR“Delikanlı, bir evin bir oğluymuş.” lafını duyunca “Eyvah, annesine çok düşkündür o!” demeyen kız sayısı çok azdır herhalde. Zira evin tek oğluyla evli olana bir dokunan bin ah işitiyor. Boşanmanın eşiğinde olan Nihal Z., kayınvalidesinin oğlunu kendisiyle paylaşamadığından yakınıyor: “Eşimin annesi ne beni beğenir ne de herhangi bir konuda iltifat eder. Giydiğim kıyafetlere kulp takar, temizliğimi beğenmez. Eşimin üzerinde bir kırışık görse ‘Ne hale düştün oğlum' diye veryansın eder. Yaptığım yemeklere burun kıvırır, sürekli eksikliklerimden bahseder. Onun evine gittiğimizde eşime ‘ye oğlum' diye çok ısrar eder, bana sormaz bile. Eşim 32 yaşında olmasına rağmen annesi tırnaklarını keser, çoraplarını giydirir. Eşim benden de bunları bekliyor ama ben onun annesi değil, eşiyim. Onlarda kaldığımız bir akşam eşimle bana ayrı yataklar hazırladı mesela! Kıskançlığın boyutunu siz düşünün. Ben bile annemle her gün telefonlaşmıyorum, mahrem meselelerimi kimseye açmıyorum. Ama kayınvalidem evde aldığımız nefesten haberdar. O süreçte psikolojik destek almaya başladım. Psikoloğum, ‘Eşiniz iki kadın tarafından paylaşılamadığını düşünüyor ve bu halden memnun.' dedi. Nişanlılık sürecinde oğluna aşırı düşkün olduğunu fark etmiştim ama eşimin denge kuracağını düşünüyordum. Denge kurmayı denemedi bile. Üç yıllık evliliğim tehlikede.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder