23 Haziran 2014 Pazartesi
İstanbul’un Orta Asyalı misafirleri
Orta Asya’dan kalkıp İslâmiyet’i Anadolu’ya ilmek ilmek işleyen dervişler, İstanbul’un kapılarının açılmasıyla yeni fütühatlar için tekkelerini burada kurup, insanları irşâd etmeye devam etmişler.İstanbul, muhtelif memleketlerin halklarının ve kültürlerinin pek çok vesileyle meczolduğu bir şehirdi. Bu vasfını hâlâ muhafaza ettiğini söylemek pek mümkün görünmüyor. En azından geçmişteki kadar temayüz etmiyor bu renk cümbüşü. Geçmişteki durumu anlamak içinse 1925’te tatil edilen tekkelerin tarihine şöyle bir uzanmak yeterli. İstanbul’un fethinden bu yana İslamiyet ile aynı ölçüde şehre nüfuz etmiş, bu şehrin Müslüman olmasına vesile olmuş ibadethanelerden bahsediyoruz.Horasan’dan Anadolu’ya göçen Horasan erleri ki, fütuhatı hiçbir surette kesintiye uğratmamış, membaından batıya doğru maneviyat taşıyıp durmuşlar. ‘Onüçüncü Asr-ı Hicride Osmanlı Devlet Ricali’ kitabının müellifi Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey tafsilatıyla anlatıyor. Fetihten sonra İstanbul’a ilk olarak Nakşibendî ve Zeyniyye tarikatlarının geldiğini ve İshak Buhârî-i Hindî’nin bizzat Hazreti Fatih’e müracaatıyla Murat Paşa’da (Aksaray) kain Hindîler Tekkesi’nin inşa edildiğini beyan ediyor. Bu vesileyle açılan kapı, ileride saltanatın merkezi olması dolayısıyla da İstanbul’u Taşkent, Buhara, Semerkand, Belh gibi Orta Asya şehirlerinden gelen gezgin dervişler için bir seyrangâh ve istirahat merkezine dönüştürmüş. Hac farizasını yerine getirmek isteyen adayların konaklama yeri olmuş yerlerde de birer tekke inşa edilmiş. Bu mekânlar zamanla İstanbul’un önemli merkezlerinden olunca, buradaki dervişler bir nevi fahri temsilcilik gibi vazifeler de yüklenmişler. Dersaadet’te bina edilen bu tarihî binaların birkaçı günümüze çıkabilmiş, diğerlerinin akıbeti hazin hikâyelerle maruf.Bekârların konakladığı Afganîler KalenderhanesiÜsküdar’da, Çavuşdere Caddesi üzerinde yer alır Afganîler Tekkesi. 1792 yılında inşa edilmiş ve XIX. asırda tadil ve tamir görmüş. Tasavvuf tarihi alanında önemli isimlerden sayılan Thierry Zarcone, tekke ve zaviyelerin açık bulunduğu 1925’e kadar buranın faaliyetine devam ettiğini, sonrasında bile bazı dervişânın barındığını kaydediyor. 1942’ye gelindiğinde müştemilatın büyük kısmı kör kazmaya kurban gitmiş. Afganîler Tekkesi’ne hac yolculuğuna çıkan Özbek ve Afgan kökenli hacı adaylarının yanı sıra Hindistan’daki Türk kökenli dervişlerin de uğradığı ifade ediliyor.Afganîler Tekkesi yanmadan evvel.İlk postnişini Horasanlı Nakşibendî şeyhi Ahmed Nâsır-ı Afganî imiş. Sonuncusu ise Resul Mustafa Efendi olmuş (öl. 1903). Tekkenin bir hususiyeti, burada daha çok bekar dervişlerin bulunması. Bugün Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi’nde yer alan kitabesinde şöyle denilmiş: “Barekallâh bu kalenderhane/ Vakfolundu mücerred Efgane/ Şeyh-i kalenderi mücerred ola/ İde it’am bulunan ihvâne.”Her iki yakada bir Hindîler TekkesiAksaray’da Murad Paşa Camii’nin hemen karşı tarafında, bugün seyyar satıcıların ve kebapçılardan yükselen dumanların ardında bulunur. Nam-ı diğer Horhor Tekkesi, ne vakit biter bilinmez bir restorasyon sürecinin içinde şu sıralar. Tarîk-i Nakşibendî’nin İstanbul’da ilk mekân tuttuğu yer olması hasebiyle gayet mühim bir tarihi vasfa sahiptir. Tarihçi Joseph von Hammer, tekke müştemilatı içinde bulunan mescidin Nakşî dervişi İshak Buharî’nin Fatih Sultan Mehmed’e ricası üzerine inşa edildiğini rivayet eder. 1453 ‘te kaleme alınan Otman Baba Vilayetnamesi’nde tekkenin Muratpaşa Hamamı’nın (Vatan ve Millet Caddesi yapılırken yok edilmiş) ardında bulunduğu ve ismi Hindistan üzerinden İstanbul’a yerleşen İshak Buharî Hindî’den aldığını bildiriyor.Horhor Hindîler Tekkesi’nin bitişiğinde yer alan Kanuni Sultan Süleyman Çeşmesi.Haziresinde Fatih’in silahdarı Mehmed Ağa gibi bir zat-ı şerifin medfun olduğu da başka bir malumat. Tekke zaman içinde Kadirî ve Nakşi kolları arasında birkaç kez el değiştirmiş. Tekkenin bir diğer kolu ise Üsküdar Selamsız Mahallesi’nde bulunuyormuş. Burası da 1748 yılında Şeyh Feyzullah-ı Hindî tarafından kurulmuş, ancak günümüze çıkmayı başaramamış. Civarda yaşayan Romanlar, Hindîler Tekkesi’nin kurucusunu kendi velileri olarak kabul etmiş.Sultanahmet’teki Özbekler Tekkesi’nin en dikkat çekici özelliği, ortadan yükselen minaresi.Üsküdar’ın tarih burcu Özbekler TekkesiSultantepe’de Hacı Hesna Hatun Mahallesi’nde Münir Ertegün Sokağı üzerinde bulunan tekkenin bilhassa yakın tarihimizi ilgilendiren önemli şahsiyet ve hadiselere ev sahipliği ettiği biliniyor. Bu maneviyat üssü de 1752-53 senesinde Özbek hacıların konağı olmuş. İlk postnişini Şeyh Seyyid Hacı Hâce Abdullah Efendi, Nakşibendî tarikatından olup, tekkeye bir mescid-tevhidhane koyarak buradaki imam ve hatiplik görevini ifa etmiş. Sultan I. Abdülmecid ve Abdülhamid-i Sânî devirlerinde tamirat görmüş Özbekler Tekkesi. 93 Harbi diye bilinen Osmanlı-Rus Savaşı’nda, cephede malul olanlar buraya getirilerek tedavi edilmiş, haziresindeki boşluklara yapılan ahşap evlere yerleştirilmiş. 1925’ten sonra da bir nevi kültür ocağı olarak hizmetini sürdürmüş. Bir devrin yâdigârı âlimleri, tasavvuf erbabını, sanatkârları buluşturmuş. Kandil geceleri mutfakta havuçlu, etli, portakal kabuklu Özbek pilavı pişirildiğini, yatsı namazı akabinde Uygur ve Çağatayca ilahiler okunduğunu sanat tarihçisi Baha Tanman rivayet ediyor. 1950’lere gelindiğinde barınaklar yıktırılmış. Tekke, bir vakit bakımsız kalınca, tekke meşayihinin soyundan gelen ve ABD’de yaşayan ünlü işadamı Ahmet Ertegün tarafından tamir ettirilmiş. Tekkenin belki en meşhur şeyhi, Edhem Efendi olmuş. On parmağında on marifet bulunan şeyh, Buhara’da öğrendiği ebru sanatını birçok kimseye meşk etmiş, kendi icadları ile Sergi-i Umûmî’de altın madalya kazanmış. İşgal yıllarında tekke Kuva-yi Milliye için sığınak ve hastane vazifesi görmüş. Milli Mücadele’ye gidecek cephane ve gönüllü askerlerin ilk durağı olmuş. Uğrayanların arasında İsmet İnönü, Adnan ve Halide Edip Adıvar, Ali Fuad Cebesoy gibi simalar bulunuyor.Fahri elçiler tekkesiBir diğer (Özbekler) Buhara Tekkesi ise Sultanahmet semtinde. Bina 1692 senesinde inşa edilmiş ve II. Abdülhamid devrinde tecdit edilerek müdavimlerine tekrar tevdi edilmiş. Tekke, uzun süre Osmanlı ile uzak Türk coğrafyası Hanlıklar arasındaki münasebeti sağlamış. Şeyhlerin ve dervişanın çoğunun Çağatayca bilmeleri bu görevi resmi elçi düzeyinde yürütmelerini dahî sağlamış. 19. asırda yaşamış Süleyman Efendi’nin Çağatayca-Osmanlıca lügatı ve Alman müsteşrik Martin Hartmann’ın çalışmalarını burada tamamlamasını da, tekkenin ilme katkıları zaviyesinde bir fikir verebilir. Son dönemlerinde Sultan Hamid’in panislamist politikalarını temsil eden alimlerin yetiştiği bir mekân olmuş. Afganistan, Hindistan gibi memleketlerdeki uluslararası toplantılara giderek, Osmanlı siyasetinin uzak diyarlardaki temsilcisi olmuşlar. Tekke, uzun yıllar harabe bir vaziyette tamir bekledikten sonra yakın dönemlerde tadil edilerek sanat çalışmalarının icra edildiği bir kültür evine dönüştürüldü.İstanbul maneviyat ile yoğrulmuştuBu şehrin ismi tarihte İslâm ile özdeş kılınmış, öyle ki bazı zevat-ı kiram İslâmbol demişler. Mahalle mescidleri, sanat eseri camileri ve büyük selatin camilerinin yanı sıra irili ufaklı tekkeleriyle İstanbul, tasavvufun zirvelerinde yürür olmuştu. İstanbul’da kökenleri itibarıyla Orta Asya’ya uzanan yukarıda zikrettiğimiz tekkelerden maada Fatih’te Emir Buhari Tekkesi, Eyüp’te Murad Buharî Tekkesi, yine Eyüp’te Afife Hatun Dergâh’ı, Eyüp’te Murteza Efendi (Kaşgârî) Tekkesi bulunuyor. Ayrıca ismini zikredemediğimiz bir dizi makânın daha bulunduğunu hatırlatalım.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder