13 Haziran 2014 Cuma

Tarihî evi olan dertli

Eski İstanbul Ziya Osman’ın, Necip Fazıl’ın şiirlerinde kaldı. Cumbalı evler, koca bir dünya kadar perili köşkler şehri hızla terk ederken geride kalanların binbir derdi var...İstanbul’un asıl iç manzarasını, şehnişinleri, cumba ve çıkmalarıyla, saçak ve sayvanlarıyla, bir kadife gibi yumuşak çizgileri ve süsleriyle çok renkli olan bu sivil mimari yapardı.” der Ahmet Hamdi Tanpınar, İstanbul’un ahşap konutları için. Yaklaşık 70 yıl önce Beş Şehir’de bu satırları yazan Tanpınar, ahşap evlerin bugünkü halini görseydi herhalde Fatiha okurdu, bize de beddua... Geçen yıllar İstanbul’un bu manzarasını götürse de eski İstanbul’un birkaç örneğine Kısıklı, Bağlarbaşı, Zeyrek, Balat, Kasımpaşa, Üsküdar, Eyüp, Beşiktaş ve Sarıyer gibi semtlerde rastlamak mümkün. Kimisi bir yanı eğilmiş, betonarme binalar arasında sıkışmış, yıkık dökük vaziyette ayakta zor duruyor. Kimisinin içinde ise hâlâ yaşayanlar var. Evler mi yoksa içindekiler mi daha dertli belli değil. Tarihî evi olanlar tescil ve restorasyon probleminden muzdarip. Evler de kundaklamalardan, bakımsızlıktan... Üstelik zamana yenik düşüp son demlerini yaşayan ahşap evler şehir sakinleri için de tehlike oluşturuyor. Aman dikkat Altunizade’de kaldırımda yürürken başınıza cumba düşebilir, Bağlarbaşı’nda otobüs beklerken üç katlı ahşap bina üstünüze yıkılabilir, Kasımpaşa sokaklarından geçerken tarihî bir ev, son nefesini önünüzde verebilir. Zira belediyelerin aldığı yüksek(!) önlemler sizi korumaya yetmeyebilir.Bir kibrit çöpü bekleyen evlerAhşap evler eski İstanbul’un vazgeçilmezlerinden. Her ne kadar yangınlarıyla ünlü İstanbul’da dezavantaj gibi görünseler de şehirde sık sık deprem yaşandığı için aynı zamanda da avantaj... Bahçe, avlu, kuyu ve fırınıyla insanlara yaşam alanı sunuyor. Sanat tarihçisi Süleyman Faruk Göncüoğlu’na göre de insan mizacına uygun ve dönemin günlük hayatına hitap ediyor. Göncüoğlu, “Sivil mimari, dıştan çok cazibeli olmayan ama içinde çok fonksiyonlu ve insan mizacına çok uygun yapılardır. Mesela tavanlar yüksektir. Evin kışlık, yazlık bölümleri vardır. Alt kat kışlıktır. Yapılar İstanbul’un topografyasına, atmosferik yapısına, güneşin doğumu ve batımına göre inşa edilmiştir. Sert kuzey rüzgârlarına doğru yapılmaz. Mimaride her unsur düşünülmüştür.” diyor. Göncüoğlu’nun tarif ettiği bu yapılar artık Reşat Nuri’nin, Şemsettin Sami’nin, Tanpınar’ın kitaplarında kalsa da biraz dikkatli gözler İstanbul’un bazı semtlerinde son kalıntılara rastlayabilir. Aralarında ‘yıkılmadım, ayaktayım’ diyenler olsa da çoğunun büyük bir kısmı göçmüş durumda. Birçok mirasçının olması, kimisinin sahiplerinin yurtdışında bulunması ve tarihî eserlerin restorasyon sorunu, bu eski yadigarları kendi kaderlerine terk etmiş. Bu duruma dayanamayan evlere de ya zamanın eli değiyor ya da bir kundakçının kibriti. Çünkü ev ayaktayken tarihî eser olarak tescil ettirilmesi gerekiyor, restore edilirken de oldukça para ve aslına uygun yapılması gerekiyor. Örneğin ev üç katlı ise yeni evin de üç katlı olması gerekiyor. Bu durum da ne sahiplerinin işine geliyor ne de emlakçıların.Bir çivi çakmanın cezası 30 binTarihî evler kadar tarihî evi olanlar da dertli. Çünkü tescil ettirmek oldukça zor. Kasımpaşa’da iki katlı evi olan Mehmet Köse de bu durumdan şikâyetçi. Köse’nin evi 1914’te yapılmış. Evin ilk sahibi semtin muhtarıymış. Evin inşaatını bitirmiş Çanakkale Savaşı’na gitmiş. Ev de kızlarına kalmış. Köse, “Biz de muhtarın kızlarından 1970’te aldık. Bir cumbası var. İkinci sınıf âsâr-ı atîka. İmar çıkacak diye bizi aldatıyorlar. Dökülüyor, tamir edemiyoruz. Tepemize akıyor. Dış kapısı çok eskiydi. Onu değiştirdik, sorun yaşadık. ‘Hiçbir şeyini oynatma, 30 bine kadar cezası var. Böyle kullanacaksın.’ diyor. İzin alamıyoruz. İzin de vermiyorlar. Defalarca başvurduk. Beş senedir uğraşıyoruz.” diye yaşadığı sorunları anlatıyor. Köse’nin iki katlı evi, iki apartmanın arasında kalmış. Önceden hep ahşap olan sokakta neredeyse hiç ahşap ev kalmamış. Çünkü zamanında evleri yıkıp betonarme binalar inşa etmişler. Köse, “Karşımızda yıkanlarda da tarihî mezar çıktı ama hep kamufle ettiler. Belediyeyle işi götürdüler. Evi on sene önce yıksaydık şimdi bizim de kaç katlı apartmanımız olurdu. Şimdi çivi çakamıyoruz.” diyor.Tescil problemi varMehmet Köse’nin yaşadığı gibi ahşap evlerde tescil problemi var. Tarihî eserlerin hepsi tescilli değil. Ayasofya Müzesi ve Sultanahmet tescil edileli 5-6 yıl oldu. Çeşmeler yeni tescillenmeye başlandı. Sıranın ahşap evlere gelmesine ise daha zaman var gibi. Tescil ettirmek istediğinizde çeşitli problemlerle karşılaşıp yıllarca uğraşabiliyorsunuz. Zaten tescil işlemi de kararı veren kişinin görgüsü ve birikimine dayanıyor. Eserin içinde bol tezyinat ve süsleme varsa birinci derece tarihî eser, yoksa ikinci derece. Birinci dereceyi aynen restore etmek gerekiyor. İkinci grup yıkılıp tekrar yapılabiliyor. Göncüoğlu, “Ahşap ev bir kültür meselesidir. Onu korumak için önce algılamak gerekir. Biz sadece konut olarak bakıyoruz. Büyük koltuklara, çekyatlara uygun değil. Çünkü minimalize bir yaşamı temsil eder. İstanbul’daki sivil mimariyi korumada ve yaşatmada algı sıkıntısı yaşandığı için bir restorasyon sorunu ve ‘Küçük ölçekli yapıları günümüz modern hayatında nasıl değerlendireceğiz?’ çıkmazı mevcut. Bu sebeple yapıların ya çökmesi bekleniyor ya da koruma altına almayıp bunu değiştirerek değerlendirmeye yöneliniyor.” diyerek bu soruna dikkat çekiyor. Restorasyon, günümüz şartlarına uyarlanarak yapılmaya çalışılıyor. Örneğin odalar kaldırılıyor, tek bir oda yapılıyor, dış cephedeki kuş evleri, tezyinat vesaire korunmuyor. Dışarıdan bakıldığında Osmanlı mimarisi gibi görünüyor ama içeride hiçbir alakası olmayan bir yapı ünitesi ortaya çıkıyor. Göncüoğlu bu makyaj için, “Yapının dışının eskiyi anlatır nitelikte olması bir anlam ifade etmez. Bu sadece kendimizi kandırmak olur.” diyor.Tescil konusunda diğer bir sorun ise vatandaşın yönlendirilmemesi. Göncüoğlu, “Eskiden hiçbir sorun olmazdı. Tescil yapacağım dediğinde hemen tescillerlerdi. Fakat Türkiye’de vatandaş tescilin ne olduğunu bilmiyor ve yeterince bilgilendirilmiyor. Muallakta bırakılıyor. Muallakta bıraktığı için de aracılar ortaya çıkıyor. Onlar kazanıyor. Böyle acı bir gerçek var. Şimdilerde ise isteseniz bile tescilleyemeyeceğiniz şeklinde bir algı söz konusu. Geçmiş dönemde de evinizin restorasyonu için rölövesini yaparsınız, bu olmamış derler, niçin olmadığını da kimse izah etmez. İki algı da tehlikeli. Koruma kurullarında neler korunmalı, vatandaş neler yapmalı, vatandaşın nasıl bir harita takip edeceğine dair bir şey yok.” diye ifade ediyor. Göncüoğlu bu durumun sebebinin Türkiye’nin ve üç medeniyete ev sahipliği yapmış İstanbul’un bir kültür politikası olmamasına bağlıyor. Mimariyi, şehirleşmeyi, park algısını ifade eden bir kültür politikasının gerekliliğine işaret ediyor.Ahşap evler tehlike oluşturuyorTarihî evler, şehir sakinleri için de tehlike oluşturuyor. Tamir edilmedikleri ve yıkılmak üzere oldukları için yangın ve çökme riski taşıyorlar. Bu durum yaşadığı sokakta tarihî ev olanlar için de ahşap bir evin bulunduğu sokaktan geçenler için de korku oluşturuyor. Belediyelerin aldığı önlemler yetmiyor. Altunizade’de göçmek üzere olan bir evin etrafına belediye demirden engel koymuş. Ancak kaldırımın tam üstünde olduğu için yoldan geçen birinin kafasına tarihî cumbalar yıkılabilir. Zeyrek’teki evlerin durumu ise hepten içler acısı. Ahşap evlerin çok olduğu Şair Beliğ Sokak’ı belediye bir varille kapatmış. Çünkü 12 numaralı ahşap evin yanındaki tarihî evin yarısı çökmüş. Yoldan araba geçtiğinde kalan yarısı da çöker, bir yaya yaralanır diye de bu şekilde önlem alınmış. Ama sokağın başına gelen arabalar bu yüksek(!) önlemi bir kenara çekip yoldan geçiyor.Zeyrek’te Şair Beliğ Sokağı ve belediyenin çökmek üzere olan bir ev için aldığı tedbir. Sokağın neredeyse tamamı ahşap evlerle dolu. Bir yangın çıksa tümüyle kül olabilir.Altunizade’de yaya kaldırımının üzerinde bulunan ev. Dikkat başınıza yıllar düşebilir!Bağlarbaşı’nda otobüs durağının arkasındaki ev, Ermeni Vakfı’na ait. Boş duran ev otobüs bekleyen ve caddeden yürüyenler için tehlike oluşturuyor. Çevredeki esnaf ise yangından korkuyor.Bakarsan ev, bakmazsan harabe olur.Kasımpaşa Neva Sokağı’nda ahşap evler sıra sıra dizilmiş. İçlerinde en bakımsız olanı satılık ama alıcısı yok.Küçük Çamlıca Bulgurlu Caddesi’nde yıllara meydan okuyan evin saçakları dökülüyor.Mehmet Köse ve babasının Kasımpaşa’daki evi. Semtteki birçok ahşap ev gibi üstü sıvayla kaplanmış.Ev dökülüyor ama tadilat yapılmasına izin verilmiyor. Tarihî evler restore edildiğinde ortaya böyle bir manzara çıkıyor. Evin sahibi Yunus Ertürk, binayı satın alıp yeniden yapmış. Fakat resmî makamlardan izin alırken pek zorlanmış.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder