26 Eylül 2014 Cuma

İlahî mizanda tartılmaya hazır mısın?

Ölüm her an kapımızı çalabilir. Bizi ahiret hayatında bekleyen zorluk ise amellerimizin tartılması. Peki, dünya hayatında sağlığımızı dikkate almak için kilomuzu günbegün tartarken manevi hayatımız için bu konuda ne yapıyoruz? Ebedi hayatta da bizi bir mizanın beklediğini ne kadar hatırlıyoruz?Diyelim ki bir süredir baş dönmesi yaşıyor, merdiven çıkmakta zorlanıyorsunuz. Bir doktora gidip tahlil yaptırdınız ve sizi bir diyetisyene yönlendirdi. Diyetisyene gittiniz ve sizi bir tartıya çıkardı. Kilo ve yağ fazlalıklarınızdan kurtulmak, vücut dengeniz için iyi olacağınız bir reçete sundu. “Yağlarınızın azalması için şöyle bir yeme disiplinine gireceksiniz, şu kadar yürüyüş yapacak, stresten kaçınacaksınız. Sağlık için bunlar şart.” diyerek sizi yeni bir hayat düzenine davet etti. Böylece aylık yaşama disiplininizi oluşturdu. Her ay tartılma ve diyetisyene rapor verme, ona karşı mahcup olmama durumu da sizi yeme içmelerine daha çok dikkat eden bir insan haline getirdi.İnsanın dünya-ahiret akışındaki durumu da buna benziyor esasında. Dünyada yaşayacaklarımız üzerine ahirette Allahü Teala’nın tartısında tartılacağız. Tartı, O’nun huzurunda olacak. O tartıda hayatımızın en ince ayrıntıları ortaya çıkarılacak. Diyetisyenin önündeki tartı nasıl konuşuyorsa, “İlahi mizan”, ellerin, ayakların, gözlerin, kulakların, derilerin üzerine yazılmış olan ‘dünya hayatı belgeleri’ni ortaya saçacak. Nitekim Allahü Teâla, insanların yüce divanda yaptıklarından hesaba çekileceklerini Zilzal Sûresi’ndeki, “Zerre ağırlığınca hayır yapan onu bulur, zerre ağırlığınca şer yapan da onu bulur.” ayet-i kerimesiyle haber veriyor. Ayetteki ‘zerre miktarı’ ifadesiyle en küçük bir hayır ya da şerrin Allah nezdinde kaybolmayacağı açıklanıyor.Mizanları ağır gelenler kurtuluşa erecekMizan, mükelleflerin iman ve amellerinin kıyamet gününde değerlendirilmesini sağlayan şey anlamında Kur’an terimi. Sözlükte, vezn kökünden türeyen mizan ‘tartı aleti, tartmada kullanılan ağırlık; adalet’ manalarına geliyor. Ayet ve hadis-i şeriflerde kullanılması manasıyla mizan, ahiret hallerinin belli bir merhalesinde mükelleflerin, sorguya çekilmelerinin tamamlayıcı bir işlemi olarak ceza veya mükâfatı gerektiren amellerinin kemiyet açısından değerlendirilmesi şeklinde belirginleşmiş. Vezn (vezin) kavramı ise Kur’an-ı Kerim’de yirmi dört yerde geçiyor. Bunların bir kısmında Allah’ın kainatı yaratıp yönetmesindeki ölçü ve ahenge temas ediliyor. On kadar ayette insanların ölçü ve tartılarda, ayrıca hak ve hukukla ilgili davranışlarında dürüst ve adil davranmalarına vurgu yapılıyor. Bir ayette ahirette veznin mutlaka gerçekleşeceği, diğer bir ayette de kıyamet gününde adil terazilerin kurulacağı ve kimseye haksızlık yapılmayacağı bildiriliyor. Kur’an’ın üç sûresinde peş peşe yer alan ikişer ayetin her birinde mizanın çoğulu olan mevâzîn kelimesi geçiyor. Bunlardan biri olan Kari’a Sûresi’nde Allah (cc), “O gün kimin tartılan ameli ağır gelirse. İşte o, hoşnut edici bir yaşayış içinde olur. Ameli hafif olana gelince. İşte onun anası (yeri, yurdu) ‘hâviye’dir. Nedir o (hâviye) bilir misin? Kızgın ateş!” ayet-i kerimeleriyle ilkinde mizanları ağır gelenlerin kurtuluşa ereceği, ikincisinde mizanları hafif gelenlerin hüsrana uğrayıp cehenneme gideceğini ifade ediyor. Mizanın mevcudiyeti çeşitli hadis rivayetleriyle de desteklenmiş. Hadis âlimi Ebu Davud’un Sünen’inde geçen bir hadis-i şerife göre bir gün Hz. Aişe ağlar. Efendimiz Hz. Muhammed (sas) ona, “Niçin ağlıyorsun?” diye sorar. Hz. Aişe (ra), “Cehennem aklıma geldi de ondan ağlıyorum. Siz erkekler kıyamet günü eşlerinizi hatırınıza getirir misiniz?” der. Peygamber Efendimiz (sas), onun bu sözlerine su cevabı verir: “Sadece üç yerde kimse kimseyi düşünmez. Birinci amelleri tartan mizan önünde, herkes iyi amellerinin baskın mı çıktığını yoksa hafif mi kaldığını öğreninceye kadar. İkincisi amel defterleri dağıtılırken, herkes amel defterinin sağ tarafından mı yoksa sol tarafından mı veya arka tarafından mı verildiğini öğreninceye kadar. Üçüncüsü cehennemin ta ortası üzerine sırat kurulunca. Herkes üzerinden aşıp aşamayacağını öğreninceye kadar.”Dünyadaki her kıymete, onu tartabilecek bir mizan ve ölçü vazedilmiş. Ancak akıl, ruh, his, kafa ve bunların neticeleri için herhangi bir ölçü konulmamış. Halbuki yediğimiz, içtiğimiz gıdaları tartabilecek mizanlar var. Enbiya Sûresi’nde Allahü Teala, “Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez. (İnsanın yaptığı iş), bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa onu getiririz. Hesap gören olarak biz yeteriz.” buyuruyor. Ayette de görüldüğü gibi bu dünyada, insan ledünniyatını tartabilecek bir mizan yok. İçe doğru her derinleşmede inkişaf eden bir duygunun semeresini tartamıyoruz. Öyle ise bütün bu ulvi duyguları dahi tartacak bir mizanın kurulacağı, ahiret denen gün olacak. Ve bu duygular orada kılı kırk yarar şekilde tartılacak. Zira insanın dış uzviyatı için bir ölçü vazedilmiş. Halbuki onun dışından daha parlak ve çok daha ulvi olan ledünniyatı için herhangi bir mizan, ölçü konulmamış. Bu ölçü içinde yaşadığımız dünyada görülmediğine göre ahirette vazedilecek.Kur’an ve Sünnet’in açık beyanları, vezin ve mizanın ahiret hallerinden veya orada gerçekleştirilecek işlemlerden biri olduğunu gösteriyor. Esasen mükelleflerin ceza veya mükafat gerektiren hareketlerinin kayıt altına alındığı ve ahirette bunun muhasebesinin yapılacağı sabit olunca sözü edilen davranışların değerlendirilmesi anlamına gelen mizanın hakikati de ortaya çıkıyor. Sem’iyyat bahisleri içinde yer alan mizanın nasıl gerçekleşeceği hususunda nasların zahiri mânalarıyla yetinmeyi esas alan selef âlimlerinin yanı sıra konuya dünyadaki tecrübelerin ışığı altında yaklaşmak isteyen, ayrıca bu meseledeki hükmü Allah’a havale eden âlimler de mevcut. Naslarda terazi kelimesinin yer alması ve hadis rivayetlerinde “terazinin gözleri, çevrilen sayfalar” gibi ifadelerin geçmesinden hareket eden bazı âlimler, mizanın dünya hayatında kullanılanlarda görüldüğü gibi iki gözü ve ortada dili bulunan bir alet olduğunu kabul etmişler. Din terminolojisinde “amel” diye isimlendirilen iyi veya kötü davranışlar maddî değil manevi varlıklar grubuna girdiğinden (a’râz) maddî anlamdaki ölçü ve tartının sınırları dışında kalır. Bu sebeple amellerin değil onların yazılı bulunduğu sayfaların (amel defteri) veya bu davranışları ortaya koyan kişinin kendisinin tartılabileceği düşünülmüş. Mu’tezile ekolüne mensup bazı âlimler bir taraftan amellerin vezne müsait olmayan arazlar konumunda olduğunu, diğer taraftan mizan kelimesinin “adalet” manasında da kullanıldığını göz önüne alarak kıyamet günündeki mizanın “adalet ve hakkaniyet” anlamına geldiğini söylemişler. Kadı Abdülcebbâr, bazı alimlerin Kur’an’daki bir kısım kullanılışlarını dikkate alıp mîzanı “adl” mânasına yorumladıklarını belirttikten sonra zaruret olmadıkça bu tür mecazi yorumlara başvurmanın doğru olmayacağını kaydetmiş. Mîzan “tartılan şey” (mevzûn) mânasına da geldiğinden amellerin nur veya zulmet özelliğine bürünüp değerlendirilebileceği de düşünülmüş. Mizan konusunda benimsenen bir görüş de onun amellerin miktarını tesbite yarayan bir şeyden ibaret olup niteliğinin bilinemeyeceği ve dünya terazileriyle mukayese edilemeyeceği şeklinde.Eşya arasındaki denge bozulduğunda kainatın düzeni de altüst oluyorÜstad Bediüzzaman Said Nursi, ism-i Adl’in, cilve-i âzamından gelen kâinattaki adalet-i tâmmenin, umum eşyanın muvazenelerini idare ettiğini söyüyor. Ve beşere de adaleti emrettiğini haber veriyor. Rahman Sûresi’nde kainattaki düzen ve dengenin tam bir adalet olarak tanımlandığını şu şekilde açıklıyor: “Gökyüzünü yükseltip nizam ve ölçü verdi. Tâ ki ölçüde sınırı aşmayın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle yerine getirin ve âhiretteki mizanınızı ziyana düşürmeyin.’ âyetindeki, dört mertebe, dört nevi mizana işaret eden, dört defa mizan zikretmesi, kâinatta mizanın derece-i azametini ve fevkalâde, pek büyük ehemmiyetini gösteriyor. Evet, hiçbir şeyde israf olmadığı gibi, hiçbir şeyde de hakikî zulüm ve mizansızlık yoktur.” Üstad, eşya arasındaki denge bozulduğunda, kainatın tüm düzeni altüst olacağı gibi, insanlar arasındaki adalet ölçüsü bozulduğunda da tüm sosyal ilişkilerin temelinden sarsılacağını söylüyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder