12 Eylül 2014 Cuma
Kim güçlü ?
Güç kavramı, ‘zaten benim ne kadar param var ki’ diyerek sıyrılacağımız bir konu değil. Çünkü gücün karşılığı sadece para değil. Kariyer, şöhret, soy; hepsiyle imtihan oluyoruz.Çokça bilinen bir hikâye. Dervişin biri berber koltuğunda otururken mahallenin kabadayısı gelir ve dervişin başına vurarak, “Kalk bakalım kabak. Sıra bizde.” der. Derviş, sabreder ve yan koltukta oturmaya başlar sessizce. Berber de bir şey diyemez kabadayının bu davranışına. Kabadayının dili durmaz tıraş boyunca, “kabak aşağı, kabak yukarı” gibi bir dolu hakaret eder. İşi bitince çeker gider. Dükkânın önündeki sokağa adımını atar atmaz, hızla gelen bir at arabası, kabadayıyı altına alır, kabadayı feci bir şekilde can verir. Bu manzarayı gören berber, “Derviş! Biraz ağır olmadı mı?” diye sorar. Derviş şu cevabı verir: “Vallahi gücenmedim. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki bu kabağın bir de sahibi var. O gücenmiş olmalı.”Kul aklımızla değerlendirdiğimizde güçlü olarak gördüğümüz ‘kabadayı’nın, Hak katında kendi halinde bir dervişin yanında esamisinin okunmadığını daha güzel anlatan bir hikâye yoktur herhalde. Gözlerini hakikate açan en azından açmaya niyet eden bir kişi için öğrenilen bütün kavramların altüst olacağı da çok açık değil mi? Güç ne? Güçlü kim? Para? Kariyer? Ün, şöhret? Bir sözüyle dervişi yerinden kaldıran kabadayı mı güçlü, hakikat arayışındaki derviş mi? Her vakit namazlarda defalarca tekrarladığımız ‘Allahu Ekber’ sözü dururken gücün nerede ve kimde olduğunu aramak da beyhude bir çaba belki de.İstanbul Üniversitesi Tasavvuf Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ekrem Demirli, bu durumda temel alınacak noktanın, ‘Bütün güç, kudret Allah’a aittir’ cümlesi olduğunu belirtiyor. O’ndan başka gerçek varlık sahibi olmadığını belirten Demirli, şunları söylüyor: “İslam’ın meseleye bakışının temelinde bu anlayış var. Güç ve kuvvetin sahibi Allah’tır. Mesela adım atabiliyorsak Allah’ın sayesindedir, yemek yiyebiliyorsak Allah’ın sayesindedir. Aslında biz besmele çekerken de bunu söyleriz. Güç ve kuvvetin kaynağı olarak Allah’a sığınmak demek, besmele.”Güçlü görünen kişinin bile basit bir hastalığı yenememesi de bunun en somut örneği Demirli’ye göre: “Ömrümüzü uzatamayız. Vehimlerimizden, korkularımızdan kurtulamıyoruz. Neticede dış güçlerimiz birbirimize işliyor ama varlığa işlemiyor. Kendi sınırlı dünyamızın biraz dışına çıktığımızda gücümüzün çok sınırlı ve basit olduğunu görürüz.” İslam’ın da zaten bunu anlattığını söyleyen Demirli, “Müslüman olmak bu acziyeti görmektir. Biz Müslüman olurken de teslim oluyoruz. ‘Kudretin sahibi Allah’tır.’ diyerek O’na teslim oluyoruz. Aklımızda kudret görmüyoruz. Allah’ın, peygamberin aklını beğeniyoruz. Davranışımızda peygamberin davranışını beğeniyoruz.” ifadelerini kullanıyor.“Güçlü insan rakibini güreşte yenen değil, öfkeli anında nefsine hakim olan kimsedir.”, “En büyük cihat nefse karşı yapılandır.”, “Üstünlük ancak takvadadır.” gibi hadisleri neredeyse ezbere bilirken, uygulamada bir miktar zorlandığımız kesin. Hz. Ebubekir’in halife seçildiğinde okuduğu hutbede yer alan, “Sizin en kuvvetliniz benim katımda zayıfın hakkı ondan alınıncaya kadar zayıftır. Sizin en zayıfınız, hakkı alınıncaya kadar benim yanımda kuvvetlidir.” sözlerini iyi idrak etmeliyiz.İslam’da güçlü olan haklı değil, haklı olan güçlüdürİstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Mehmet Atalay, İslam’da maddi zenginlik ve makam anlamında gözü kapalı güç peşinde koşmak gibi bir mefhumun olmadığını belirtiyor. İslam’da güç ile hak arasında da ilginç bir ilişki olduğunu söylüyor: “İslam, maddi anlamda gücü değil, hakkı önceler. Buna göre İslam’da güçlü olan haklıdır yerine, haklı olan güçlüdür anlayışı vardır.”Atalay’ın ifadelerine göre İslam’da maddi zenginlik ve manevi zenginlik arasında mutlaka bir denge, yani doğrudan doğruya ve her iki yakanın tam anlamıyla eşit olduğu bir denge de şart değil. Bir Müslüman fakir olduğu halde zengin Müslümanlardan daha takva sahibi bir Müslüman olabilir. Zengin bir Müslüman fakir Müslümanlardan daha takva sahibi bir Müslüman olabilir. Ancak zengin Müslüman’ın güç elde etme uğruna dindarlık esaslarını ihmal edemeyeceğini söyleyen Atalay, “Fakir Müslüman da şayet fakirliği sevmiş ve tarz haline getirmişse nefsine ve ailesine karşı temel vazifelerini ihmal edemez.” diyor. Peki günümüzde zenginlik, başarı, para gibi ölçütleri olan gücün peşinde gitmemenin karşısına ‘tutunamayan’ insan profilini mi koymalı? Mehmet Atalay’a göre burada da bir denge korunmalı: “Müslüman birey ne kendini toplumdan soyutlayıp inzivaya çekilmeli ne de yarışmacı bir kültür benimseyip hırsla maddi zenginlik peşinde koşmalı. Kişi inzivaya çekilse de topluma geri dönmek üzere çekilmeli.”‘Maddî ve manevî derinlikte denge’Prof. Dr. Abdülhakim Yüce (Celal Bayar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı): İslam genel olarak güçlü olma meselesine, bu gücün nasıl elde edildiği ve nereye harcandığı noktalarından bakar. Elde edilecek güç, meşru yollarla elde edilir ve meşru yollarda harcanırsa elbette İslam’a göre de makbuldür ve teşvik de görür. Nitekim, “Güçlü mü’min zayıf mü’minden Allah’a daha sevimlidir.” hadisi bilinmektedir. Diğer taraftan dünyanın güzellik ve çekiciliğiyle insandaki tûl-i emelin bir araya gelmesi insanoğlunu Rabb’ini bile unutacak kadar kandırdığından, dünyanın ahirete nazaran geçiciliğine de vurgu yapmış, geçinecek kadar mal sahibi olmayı selametli bulmuş, helal haram sınırlarına dikkat çekerek takva, vera’, iffet ve haşyet gibi hususlara vurguda bulunmuştur. Kısacası değişik yönleriyle meşru yoldan güç elde etmek çok zor olduğundan, harama düşüleceğine fakir, mazlum ve güçsüz kalmak evla görülmüştür. Ama bu Müslüman’ın halk tabiriyle silik bir kişilik olması anlamına asla gelmemelidir. “Fakirlik neredeyse küfür olacaktı.” hadisi Efendimiz’e ait olduğu gibi, “Fakirler zenginlerden beş yüz sene önce cennete girecek.” beyanı da O’na aittir. Öyle ciddi bir denge söz konusudur.Günümüzde hiçbir ölçü hesaba katılmadan hem aile ortamında, hem eğitim kurumlarında hem de basında, halk tabiriyle pompalanan ‘güçlü, zengin, kariyer sahibi olma’ gibi öneri, duygu ve uygulamalar sağlıklı bir toplumda olmaması gereken hususlar ve ruh sağlığı bozuk, bencil, kibirli, dinî hassasiyetleri kalmamış nesillerin ortaya çıkmasına neden olur. Ama bu ifadeler İslam’ın meşru yolla elde edilen ve meşru yolda kullanılan güç, zenginlik, kariyer vb. hususları hiç tasvip etmediği anlamına da gelmez. Hem içte, hem dışta güçlü ve derin olma dengesini tutturmak en uygun olanı. Zaten insanın dünya imtihanı da bu noktada düğümleniyor.Takva sahibi insan bile ‘ben üstünüm’ diyemezDoç. Dr. Ekrem Demirli (İlahiyatçı): Gerçek bir üstünlüğümüz, gücümüz olmadığı için soyumuzun, asaletimizin ya da kabilemizin, bağlı olduğumuz ırkın, cemaatin, sosyal çevrenin ya da sınıfın da bir üstünlüğü olamaz. Tek üstünlük takva ile olabilir. Takva demek Allah’a yakınlık demek. Allah’ın üstün olduğunu bilmekle üstünlük olur. Ve bu da paradoksal olarak ‘hiç güç yoktur’ demek. Bir takva sahibi insan ben, senden daha müttaki, daha takva sahibi, senden daha üstünüm diyemez. Dolayısıyla zorunlu olarak hiçbir şekilde üstünlük yoktur. Üstün olan Allah’tır. Allahü ekber diyoruz. Daha büyük Allah’tır demiyoruz. Büyük olan Allah’tır diyoruz. Takva da birbirimize karşı bir üstünlük sebebi değil, Allah katında değerli. Allah’a yakın olmak için de değersiz olduğunuzu düşünmeniz lazım. Allah diyeceksen değerlisin, yoksa ben değerliymişim gibi bir şey çıkaramazsın.Herkes için ‘takva’Doç. Dr. Mehmet Atalay (Din psikoloğu): İslam’da zenginlik ya da fakirlik, yarışmacı kültüre adapte olmak ya da bu yarışmacı kültürü terk etmek vs. gibi ikili yapılardan biri ya da diğeri herkes için genellenemez. İslam’da genellenebilir olan, takvadır; yani herkes için takva teşvik edilen bir unsurdur. Müslüman birey, maddi zenginlik ya da fakir hayat tarzı, yarışmacı kültürü önemseme ya da yarışmacı kültürü ihmal, olabildiğince sosyalleşme ya da sosyal ortamlardan kendi manevi gelişimi adına mümkün mertebe uzaklaşma… Bu ikili yapılar karşısında nasıl bir anlayış, yaklaşım vs. benimserse benimsesin, her Müslüman için söylenebilecek olan şudur: ‘Müslüman daima hak ve Hak ile beraber olmalıdır.’
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder