10 Ekim 2014 Cuma
İbadetler karşısında kronik yorgunuz!
Manevî yorgunlukla yapılan ibadetlerde istenilen kalite yakalanamadığı gibi bıkkınlık da olabiliyor. Uğradığımız bu his felcini kritik etmek üzere kapısını çaldığımız Yrd. Doç. Dr. Hasan Yenibaş, “Kişi, ibadet konusunda heyecan duymuyorsa bunu sorgulamalı. Bunu, dert ettiği takdirde eşiği aşar ve ibadeti fıtratına mâl etmeyi başarır.” diyor.Sağanak yağmur gibi bastırır bazen yorgunluk. İçinizden bir şey yapmak gelmez, “Eve gidip yatsam” der durursunuz. “Bahar yorgunluğuyla baş etme yolları, yorgunluğa iyi gelecek bitki çayları…” haberlerine göz atar, kendinizce çare ararsınız. Ruhsal yorgunluk vardır bir de. Stres, güvensizlik, kızgınlık, nefret, mutsuzluk gibi duygular yoğunlaşıp yağar üstünüze. Üstelik uyuyunca geçmez, sadece ertelenir. Hâsılı bazen sıcak bir yatağı, bazen düşünmemeyi özlemektir yorgunluk. Franz Kafka’nın deyimiyle, kendini sıkışmış hissetmektir, yetmezliktir! Fiziksel ve zihinsel açıdan bizi kuşatan yorgunluk manevî hayatımıza da sirayet ediyor mu sizce? Bundan ziyade ibadet yorgunu muyuz? Namazlarımız yatıp kalkmaktan, oruçlarımız açlıktan mı ibaret? Hacdan umreden geriye yorgunluk mu kalıyor sadece?Uğradığımız his felcini kritik etmek üzere kapısını çaldığımız Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Yrd. Doç. Dr. Hasan Yenibaş, hiç farkına varmadan bazen bir hafta bazen bir ay bazen de senelere yayılacak şekilde bir duraklama dönemine girebileceğimize temas ediyor. Zira bu duraklama fertler için de devletler için de söz konusu, peygamberler dışında herkes buna maruz kalabilir. Hocaefendi’nin tabiriyle ‘mebdede (başlangıç) yenilik, müntehada (son) derinlik’ şart. Heyecanla başlanan ibadetlerde derinlik artırılmadığı için geriye yorgunluk kalıyor. Manevî yorgunlukla yapılan ibadetlerde istenilen kalite yakalanamadığı gibi kullukta derinleşme azmi içinde olmayanlar zamanla sığlaşıyor.Yenibaş, tabiri caizse nefsimizi karşımıza alıp enine boyuna tartışmak gerektiğini düşünüyor. Şeytanın santrali gibi işleyen nefis, kin, gazap, öfke, şehvet gibi olumsuz hisler üzerinden bize hâkim oluyor. O, bohemliğe açık bırakılıp olumsuz duyguların etkisinde büyüdükçe söz dinlemez hale geliyor. İnsana sürekli kendi arzularını, heveslerini dayatıyor. Bir süre sonra kişi, onun esiri oluyor, nefsine ait problemlerin hamallığını üstleniyor. Geçici lezzetleri tercih etmeye meyilli olan insan, nazarını dünyaya hasrettiği için manevî bir sarhoşluğa kapılıyor. Bu sarhoşluk ona kalp, ruh ve aklın daimi lezzetlere olan ihtiyacını unutturuyor. Şeytandan taktik alan nefis, yorgunluk hissi pompalayarak bizi ibadetten alıkoymak istiyor. Bu tehlikelere karşı irade zırhını kuşanmak gerekiyor. Yenibaş, “Kişi, ibadet konusunda heyecan duymuyorsa bunu sorgulamalı ve bu yönde yoğunlaşmalı. Bunu dert ettiği takdirde eşiği aşar ve ibadeti fıtratına mâl etmeyi başarır.” diyor.Sahabe ufkuna ulaşmak çok mu zor?Modern çağın ‘kültür Müslümanlığı’ kavramını doğurduğuna dikkat çeken Yenibaş, taklidî imandan tahkîki imana geçemediğimizi dile getiriyor. Malumunuz, kişinin anne-babasından ve çevresinden görüp işittiği şekilde inanmasına ve inandığı esasların doğruluk derecesini araştırmadan onları kabul etmesine taklîdî iman, iman esaslarının mahiyet ve hakikatini araştırıp soruşturduktan sonra ulaşılan imana da tahkîkî iman deniyor. Kaldı ki, Kur’an-ı Kerim, yer yer düşünce ve bakışlarımıza hep yeni şeyler sunuyor ve daima isabetli bakış açıları kazandırıyor. Dahası, İlâhî Beyan’ın takriben beşte biri insanı araştırmaya, âfakî ve enfüsî (nefse ait) tetkîk ve tefekküre teşvik ederek tahkîkin önemini gösteriyor. Burada bir es verip kendimize soralım: Hangimiz çevremizden öğrendiğimiz namaz, oruç, zekât gibi ibadetleri aslî kaynaklarına inerek tetkik ettik? Bilgilerimizi kontrolden geçirip bu ibadetlerde derinleşme sağlayacak yollara başvurduk. Ya da kaçımız ilmihal bilgisine vâkıfız?İlahiyatçı-yazar Hasan Yenibaş, bizi böyle bir gündem oluşturmaya davet ediyor. Gerek ayet ve hadislerle gerekse asr-ı saadetteki portrelerle kendimizi kontrol etmemizi öneriyor.İmam Rabbani’nin “Siz sahabeyi görse idiniz deli derdiniz. Onlar sizi görselerdi Müslüman demezlerdi.” sözü akla gelebilir ve o sahabe ufkunu yakalamak zor görünebilir gözümüze. Zira onların ibadet aşkı, zihin sınırlarımızı zorluyor. Yenibaş’ın ifadesiyle bu, iradeyle ilgili. Onlar Efendimiz’i görme şerefine erişmiş, onlara has bir mazhariyet söz konusu. Ancak sonraki dönemlerde de büyük insanlar yetişmiş. Yürüdüğümüz şeridi gözden geçirip derin okumalarla ve zinde kullukla derinliğe ulaşabiliriz.Mevzuyu tekrar ibadet yorgunluğuna getiriyoruz. Yenibaş Hoca, eskilerin ahiret, şimdikilerin dünya yolcusu olduğunu ifade ediyor. Hedefte dünya, makam-mansıp, konforlu ve lüks yaşam var. “İbadetlerimin kalitesini nasıl artırabilirim?” endişesi yok. Böyle bir dert olmayınca ibadete karşı duyarsız kalınabiliyor. Küçük adımlarla mesafe alarak bu yorgunluğu geride bırakabiliriz. Örneğin farz ibadetlerin yanına nafileler eklemek ciddi bir adım. Akşam namazını kıldıktan sonra evvabin kılmak için nefsimizle ciddi bir kavgaya tutuşacağımız muhakkak. Fakat orada iradenin kavgası söz konusu ve kulluktaki samimiyet o anlarda ortaya çıkıyor. Yenibaş’a göre insan farz ibadeti zorla yapmayabilir, zira vazifeyi yerine getirme bilinci vardır ama nafileyi zorla yerine getirir. Kaldı ki Efendimiz de beyanlarında farz ibadetlerin yanı sıra insanı Allah’a yaklaştıracak ve sevgisine mazhar kılacak nafile ibadetlerin önemine işaret eder.İbadette zindelik kazanmak için neler yapmalıyız?Farzın yanına bir nafile koymaya yorgunuz fakat insan, iradesiyle ortaya koyduğu ameller sayesinde kullukta derinleşip Allah’ın rızasını kazanır. Kullukta derinleşme azmi içinde olmayanlarsa zamanla hiç farkına varamayacakları şekilde sığlaşır.Diğer taraftan kullukta devamlılık da derinleşmeyi temin eder, derinleşme şuurda ve vicdanda ayrı bir enginliğe kapı aralar; insanı farklı bir marifet ufkuna ulaştırır. İbadetin şuurluca yapılması ve onun devamlı olmasıyla arasında salih daire söz konusu. Çünkü her şer başka bir şerre çağrı olduğu gibi; her hayır da diğer hayrın davetçisi.Efendimiz’in “Tefekküre denk ibadet yoktur; öyle ise gelin Cenâb-ı Hakk’ın nimet ve kudret eserlerini tefekkür edin! Ama zinhâr Zât-ı Bârî’yi tefekküre kalkışmayın; zîrâ o, insan düşüncesini aşan bir mevzudur.” buyruğunu da baştacı etmeliyiz ki zindeliğimiz artsın.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder