26 Aralık 2014 Cuma
Allah’ı çokca zikredin ki başarıya ulaşasınız
Enfal Sûresi’nde Yüce Allah, insanlığa bir kurtuluş reçetesi sunuyor. Ayet-i kerimelerde başarının altın kuralları şu şekilde sıralanıyor: Harekette sebat ve istikrar, Allah’ı devamlı anmak ve asla unutmamak, Allah ve Resul’üne itaat, birlik ve beraberliği korumak.Hicretin üzerinden bir buçuk yıl geçmiş ve Müslümanlar, Bedir mevkiinde Mekkeli müşriklerle ilk önemli savaşlarını yapmışlardı. Savaş Müslümanların zaferiyle sonuçlanmış, düşmandan ganimet de elde edilmişti. Ganimetlerin paylaşımı konusunda, daha önceden uygulanarak sabit olmuş İslami bir kural bulunmadığı için doğrudan çarpışmaya katılanlarla cephe gerisinde hizmet verenler, gençlerle yaşlılar, teşvik maksadıyla kendilerine ödül vaat edilmiş kimselerle buna razı olmayanlar arasında ihtilaf çıkmıştı. Bu olaylar üzerine daha Bedir’den ayrılmadan ve ganimetler paylaştırılmadan Enfal Sûresi’nin ilk ayeti nazil oldu.Cihad, insanları ebedi saadete ulaştırmalıEnfal Sûresi adını birinci ayette geçen ‘savaşta elde edilen ganimetler’ manasına gelen enfal kelimesinden alıyor. Sûre, Müslümanlara Allah’tan korkmalarını, birbirleriyle iyi geçinmelerini, Allah’a ve Resul’üne itaat etmelerini emreden ayetle başlıyor. Bedir örneğinden hareketle genel olarak savaşın amacı, barış, savaşta ele geçen esirler ve ganimet ile ilgili hükümler de geçiyor. Sûrenin esas konusu Bedir Gazvesi ve ganimetler meselesi gibi görünüyorsa da asıl vurgulanan, Müslümanların her devirde düşmanlara karşı alacakları tedbirlerin temel ilkeleri. Bunun ardından gelen ayetlerde, gerek savaşta gerekse barış zamanında kişiyi başarıya götüren ve ahiret saadetini sağlayan etkenler üzerinde duruluyor. Bunlar da Allah’a ve Resul’üne itaat etmek, hem fertlere hem de toplumlara hayat veren İlahi çağrıya olumlu ve samimi bir karşılık vermek. Sûrenin son bölümünde Hz. Peygamber’in Müslümanları savaşa teşvik etmesinin ve onları hazırlamasının önemi üzerinde duruluyor. Bu kısımda sûrenin başlangıcıyla bağlantı kurularak İslam’da cihattan maksadın esir elde etmek değil, insanları hidayete kavuşturup ebedi saadete erdirmek olduğu bildiriliyor. Allah yolunda yerini yurdunu terk edip hicret edenlerin ve Müslüman saflarına katılanların bundan böyle kardeş olduğu, eskiden yaptıkları şeyler yüzünden birbirlerine kin ve nefret duymamaları gerektiği anlatılıyor. Yine Müslümanların dayanışma içinde olmaları ve düşmana ait bölgelerde bulunan din kardeşlerine yardım elini uzatmaları, kardeşler arasında fitne çıkaracak ve Müslümanları zaafa uğratacak şeylerden sakınmaları emrediliyor. Sûre, İslamiyet’i benimseyen bütün Müslümanların aynı haklara sahip olduğunu, ancak akrabaların kendi aralarında farklı hak ve vecibeleri bulunduğunu bildiren ayetle sona eriyor.Kur’an’ın temel amacı insanlara iman, ibadet ve ahlâk değerlerini kazandırmak olduğu için sûrede yeri geldikçe bu doğrultuda gerçek bir müminde bulunması gereken nitelikler de belirtiliyor. Hicret, Allah’ın ihlaslı ve fedakâr kullarına müstesna yardımlarından bahsediliyor. Allah ve Resulü’ne itaatin gerekliliği ve sonuçları, takva ahlâkı ile hakkı batıldan ayırma bilinci arasındaki ilişki, inkârın dünya ve ahiret hayatında insana getirdikleri, Allah’ın lütuf, nimet ve cezasının, kulların kendilerini değiştirme ve iyileştirme çabalarıyla bağlantısı, maddi ve manevi değerleri koruyabilmek ve meşru savunmayı gerçekleştirebilmek için gerekli bulunan stratejik donanım ve hazırlık, müminler arasındaki birlik ve dayanışma ilişkisinin şartları ile boyutları ele alınıyor. Enfal Sûresi’nde geçen “Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çokça zikredin. Gerekir ki kurtuluşa erersiniz.” ayet-i kerimesiyle bütün müminlere hitap edilerek başarının altın kuralları surede şu şekilde sıralanıyor: Harekette sebat ve istikrar, Allah’ı devamlı anmak ve asla unutmamak, Allah ve Resul’üne itaat, birlik ve beraberliği korumak, düşmana karşı caydırıcı güç edinmek, başarının gerektirdiği kadar hazırlıklı ve sabırlı olmak.Harekette sebat ve istikrarEnfal Sûresi’nin 45. ayet-i kerimesinde “Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çokça zikredin. Gerekir ki kurtuluşa erersiniz.” buyruluyor. Müfessir Ebu Cafer Taberi ayeti şu şekilde tefsir ediyor: “Ey iman edenler, savaşta herhangi bir kafir toplulukla karşılaştığınız zaman, savaşmakta kararlı olun, düşmanın önünden kaçmayın. Kalplerinizle ve dillerinizle Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz ve muzaffer olasınız.” Sahih-i Buhari’de geçen Abdullah bin Ebi Evfa’nın rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre, Efendimiz (sas) düşmanlarıyla karşılaştığı günlerin birinde güneş tepe noktasından biraz eğilinceye kadar beklemiş ve sonra ayağa kalkıp şöyle buyurmuş: “Ey insanlar, düşmanla karşı karşıya gelmeyi temenni etmeyin. Allah’tan afiyet dileyin. Şayet düşmanlarınızla karşılaşacak olursanız da sabredin ve bilin ki cennet, kılıçların gölgesi altındadır.” Resulullah, sonra Allah’a şöyle dua etti: “Ey kitabı indiren, bulutları yürüten, kafir ordularını mağlup eden Allah’ım, Sen, bunları mağlup et. Onlara karşı bizi muzaffer kıl.”Birlik ve beraberliği korumakEnfal Sûresi 46. ayet-i kerimede “Allah’a ve Resul’üne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Yoksa başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” buyruluyor. Allah Teala, müminlere, savaşırken de Allah’a ve Resul’üne itaat etmelerini, emirlerine uyup, yasaklarından kaçınmalarını emretmekte böylece Allah’ın, kendilerine yardım etmesini hak edeceklerini beyan ediyor. Ayrıca Allah Teala müminlere, birbirlerine kenetlenmeleri gereken savaş halinde ihtilafa düşmemelerini, aksi takdirde birlik ve beraberliklerinin zedelenerek güçlerinin gideceğini, dolayısıyla sabretmeleri gerektiğini, zira Allah’ın, sabredenlerle beraber olacağını bildiriyor.Bir dönüm noktasını anlatıyorMütefekkir Bedruddin Zerkeşi’nin bildirdiğine göre Enfal Sûresi’nde Bedir Gazvesi, ‘iyi ile kötünün, hak ile bâtılın birbirinden ayrıldığı gün’ anlamındaki yevmü’l-furkan terkibiyle anılıyor. Buna göre Bedir Zaferi, İslamiyet’in gelişmesinde önemli bir dönüm noktası. Enfal Sûresi’ni Tevbe Sûresi’nin bir mukaddimesi sayan, hatta Tevbe Sûresi’nin başına besmele konulmayışını sırf bu sebebe bağlayan alimler de var. Bu sureyi okumanın faziletine dair Übey b. Kâ’b veya Ebû Ümâme tarafından rivayet edilen, Enfal ile Tevbe sûrelerini okuyanların kıyamet günü şefaate nail olacaklarını bildiren, ayrıca kendilerine sonsuz sevap verileceğini, arşın ve onu taşıyan meleklerin de dünyada iken bunlar için mağfiret dileyeceğini ifade eden hadisin mevzu olduğu da kabul edilmiş.Allah’ı devamlı anmakEnfal Sûresi 45. ayetin sonunda “Allah’ı çokça zikredin ki başarıya ulaşasınız.” buyruluyor. Bu hususta Ebu Katade, “Allah sizlere kılıçlarla vuruştuğunuz, en çok meşgul olduğunuz durumda bile başarıya ulaşmanız için, kendisini anmanızı farz kılmıştır.” diyor. Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır ise bunu şu şekilde açıklıyor: “Size savaş açmış bir cemaate çattığınız zaman (yani kâfir olduğu bilinen veya ne olduğu bilinmeyen herhangi bir cemaatle harp vaziyetinde karşı karşıya geldiğiniz vakit), gerek toplu halde, gerek teke tek olsun, ister sayıca sizden çok, ister az olsunlar, siz hemen sebat edin, geri çekilmek veya başka bir geri çizgide yeniden mevzilenmek durumu dışında, sakın yüz çevirmeyin ve Allah’ı çokça zikredin. (Savaşırken O’nun yardımına sığınarak ve ihsan edeceği zaferi gözeterek kalbinizle ve dilinizle O’nu çok çok anın ki, Allah’ın zikri ile moral ve kuvvet kazanasınız). Muradınız olan nusret ve sevaba erebilesiniz. Yoksa galip bile gelseniz sevaba eremezsiniz. ‘Bütün işler eninde sonunda Allah’a irca olunacak’ olduğundan dolayı hiçbir şey, savaş dahi, insanoğlunu Allah’ı anmaktan alıkoymamalıdır. Kul, özellikle bela ve musibet zamanlarında, ümitsizliğe düşmeyip Allah’a iltica etmeli ve her ne hâl içinde olursa olsun Allah’ın lütfuna güvenerek, kalbini kötü duygulardan arındırmaya çalışmalı ve bütün varlığıyla Allah’a yönelmelidir. Gerçek kurtuluş buna bağlıdır. Bunun için sebat gösteriniz ve Allah’ı zikrediniz.”
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder