Merhabalar,
Kendisinden ilk defa İLK HISTORICAL ROMANCE'LARIM yazımda bahsettiğim yazar Anna Campbell, benim ilk historical romance yazarım ve en sevdiklerimden de biri. Bu nedenle yeri bende apayrı.
Blog açmadan uzuuuunca bir süre önce okuduğum yazarı böylece bloguma da taşımış oldum.
Kendisiyle hem röportaj boyunca, hem de kişisel yazışmalarımızda konuştuklarımız beni çok mutlu etti :)
Röportajın sonunda bir de çekilişimiz olacak. Hediye ise imzalı Uykusuz Geceler kitabı.
Detayları röportaj sonunda bulabilirsiniz. ^^
-----
Öncelikle nezaketin için teşekkür ederim Anna. Sen benim okuduğum ilk historical romance yazarısın, dolayısıyla bu röportaj benim için çok önemli ve anlamlı. Ve de gerçekten çok güzel bir anı. :)
Beni blogunda ağırladığın için çok teşekkür ederim, Hülya. Türk okuyucularıma senin aracılığınla ulaşma şansı yakaladığım için çok heyecanlıyım. Uzun zamandır etkileyici bir tarihe ve kültüre sahip, harika ülkenizi ziyaret etmek istiyordum, belki gelecek yıl gelme şansım olabilir!
1- Kitaplarını nasıl ortamlarda yazarsın? Yazarken müzik dinler misin, dinlersen neler dinlersin? Yazarken olmazsa olmazım dediğin şeyler var mı?
Müziğe fanatik derecesinde bağlıyımdır, dolayısıyla çalışırken kesinlikle radyo veya CD’den müzik dinlerim. Genellikle klasik müzik ya da film soundtrack’leri dinlerim, -sözlü müzikler dikkatimi hikayeme vermemi zorlaştırıyor-. Neredeyse her zaman yanı başımda sıcak bir bardak çayım bulunur. Bir kitap üzerinde çalışırken galonlarca çay içerim, zihnimi açık tutuyor. Evimde bahçemi gören sevimli bir ofisim var, bahçemde lorikeet, rosella, galah ve willy wagtail gibi Avusturalya’ya özgü kuşlar var. Böyle bir ortamda çalışıyorum.
2- Şu an üzerinde çalıştığın kitap hakkında biraz ipucu verir misin?
Sons of Sin serisi 4. Kitabı “A Scoundrel By Moonlight”’ı yeni teslim ettim. Umarım Epsilon aracılığıyla Türk okurlarımla da buluşur. Kahramanımız “A Rake’s Midnight”’tan tanıdığımız ve “What a Duke Dares”’te uzun bölümler boyunca karşımıza çıkan Leath Markisi. “What a Duke Dares”, Sons of Sin serisinin en uzun romanlarından biriydi ve diğer tüm karakterler boy göstermişti.
-Yazarın ülkemizde çıkan tüm kitapları-
3- Kitaplarından bir karakter olsaydın, hangisi olmak isterdin? Neden?
Aslında başta bayan karakterlerimden biri olmak isteyecektim ama düşündüm de mutlu sona ulaşmadan once epeyce dram yaşıyorlar. Onun yerine “A Rake’s Midnight Kiss’teki Sirius adlı köpek olmak isterdim. Hikayedeki tartışmasız en zeki ve en tatlı karakterdi! Onu yazarken çok eğlendim!
4- Kitaplarındaki favori çiftin hangisi? ^_^
Ah, hayır! Bu sanki favori çocuğumu sormak gibi! Hepsini seviyorum ama Uykusuz Geceler (Midnight’s Wild Passion)’daki Antonia ve Nicholas’ın benim için yeri ayrı. Antonia çok güçlüydü ve çok yaralıydı; ve Nicholas çapkın ve haylaz tavırlarının altındaki iyi adamı umutsuzca saklamaya çalışıyordu. Onların bu hali gerçekten kalbimi acıtmıştı.
Şimdilerde ise “What a Duke Dares”’ten Cam ve Pen, bu yönden onlarla biraz yarış içerisinde gibi. Cam, ne kadar hatalar yapsa da içinde iyi bir adam; ve Pen onu kararlı kalbi ve şaşmaz cesaretiyle seviyor.
5- Erkek karakterlerin her zaman trajik bir geçmişi, bir yarası ve travması olan adamlar. Tam güçsüz ve umutsuz oldukları anda, bayan karakterle tanışıyorlar. Onu korumak için mücadele ediyor ve eski güçlerini tekrar kazanıyorlar. En azından benim okuduklarımda bu şekildeydi. Kitaplarındaki bu durumu çok seviyorum. :) Bu konudan biraz bahseder misin?
Açıkçası çok ilginç, Hülya. Bu kesinlikle başta erken dönem kitaplarımın temel dinamiği. Bir de Yedi Gece’deki (Seven Nights in a Rogue’s Bed) Jonas kesinlikle travma yaşamış, işkence görmüş kahramanlarımdan sayılır. Ama What a Duke Dares’ten Cam, A Rake’s Midnight Kiss’ten Richard, geçmişlerinde zorluklar yaşamış olsalar da diğer erkek kahramanlarım kadar trajik bir durumda değiller. Bu A Scoundrel By Moonlight’taki Leath için de geçerli. Asıl problemi ulaşmak için tüm hayatını adadığı şeyleri tehdit eden bir kadına aşık olduğunda başlıyor. Karakterlerimin, ateşe yürümesi ve ordan saf altın olarak yeniden çıkması fikrinden çok hoşlanıyorum. Benim kahramanlarım kendi mutlu sonları için çabalamalı! (Bu lafa gerçekten bayıldım!) Karakterlerimin aşık olmayı öğrenmesi ve aşık olarak gelişmesini seviyorum, - aşık olmamak için sürekli çabalasalar da! Ve böylece her zaman kitabın sonunda, başlangıcından daha iyi insanlar oluyorlar.
(Bu sorunun cevabından gerçekten inanılmaz etkilendim, çünkü aslında bu durum beni Anna Campbell kitaplarına çeken başlıca neden.)
6- Kitaplarının Türkçe edisyon kapakları hakkında ne düşünüyorsun? Favori yurtdışı kapakların hangileri?
Türk kapaklarını seviyorum. Çok zengin ve romantik. Favorim çok güzel ve şehvetli görünen Mahrem (Untouched). Harika kapakları var kitaplarımın.
Birkaçını söylemek gerekirse Mahrem’in İspanyol edisyonu, Günahın Esiri’nin Japon edisyonu ve Mahrem’in Fransız edisyonu (ki buna ben de bayıldım *_* ) Bu üç kitabın özel bir şeyler yakaladığını düşünüyorum.
-Kapaklar sırasıyla bu şekilde-
7- Türkokurlarına ve Türk yayıncına söylemek istediğin bir şey var mı? Ya da eklemek istediğin herhangibir şey?
Hem Epsilon’a, hem de Türk okuyucularıma kitaplarıma gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür etmek isterim. Her yabancı edisyon, benim için yeni bir heyecan.
Benimle ve kitaplarımla ilgili daha fazla bilgi için:
Websitem: www.annacampbell.info
Twitter: @AnnaCampbellOz
Facebook: https://www.facebook.com/AnnaCampbellFans?ref=br_rs
---------------
Gelelim çekilişe:
Yazarımızdan bir kişiye imzalı Uykusuz Geceler kitabı (Türkçe Baskı) hediye edilecek!
Şartları ise blogumu takip etmeniz ve çekilişi sosyal medya kanallarından herhangi birinde duyurmanız.
Anna'nın ise sizden bir ricası var, mail adresi ve paylaşım linkinizi yorum olarak bırakırken, röportajla ilgili bir yorum bırakmanız veya Türkiye'ye geldiğinde görmesi gerektiğini düşündüğünüz bir yeri söylemeniz.
Anna'nın da belirttiği gibi Türkçe yazabilirsiniz, nasılsa ben kendisine çevireceğim :)
Hepinizi beklerim :*
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder