18 Temmuz 2014 Cuma

Mahalleli 'sizi çıkaramazlar' diye koştu geldi

Geçen hafta cuma günü zabıtalar, Üsküdar Selimiye Camii’nin avlusundan canlı yayın öncesinde Samanyolu TV’nin ‘İftar Zamanı’ ekibini çıkarmaya çalıştı. Televizyonculuk tarihinin bu sıra dışı vakasını ekip adına programın sunucusu Ahmet Bozkuş anlattı.Sizi resmen kovmaya mı geldiler?Niyetleri kimse yokken gelip eşyaları dışarı atmakmış. Yani işportacıyı atar gibi. Allah’tan burada bizim güvenlikler bekliyor. Hemen haber verdiler.24 saat bekliyorlar mıydı?Evet. Çünkü tüm ekipmanlarımız burada çadırın içinde duruyor.Çok daha ayıp bir şey değil mi kimse yokken gelip eşyaları çıkarmak?Zaten zabıtalar niye geldiklerini, neden çıkaracaklarını bilmiyor. İzniniz yok diyorlar. Bizimkiler izni gösteriyor. Valilikten, Diyanet’ten izin var. Bu sefer Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden de izin almanız gerekiyor, diyorlar. Bizimkiler Vakıflar Genel Müdürlüğü’nü arıyor. Oradan da “Bizim ne böyle bir izin yetkimiz var ne de program yapmayın deme yetkimiz var, Diyanet’in sorumluluğunda.” diyorlar. Yani hiçbir hukuki temeli yok yaptıklarının. Bizimkiler üslubunca cevap verince müdürlerini çağırmışlar. Ekip burayı terk etmemiz için belge gösterin diyor. Tabii herhangi bir belge çıkmamış. Onlar da çevir kazı yanmasın muhabbetine giriyor. Televizyonun avukatları gelmiş ve size taciz davası açacağız demiş.Peki bir gerekçe söylemişler mi bu tavırlarına dair, en azından “Emir yukarıdan geldi.” gibi...Hiçbir gerekçe yok ama biz teyakkuzdayız. Kaç gündür programda müzik yok. Aman bunu bahane edip de huzursuzluk çıkarmasınlar diye.Öyle bir ihtimal olabilir mi?Olabilir. Olay yaşandıktan sonra mahalleli, esnaf geldi buraya bize destek vermek için. Size kimse karışamaz, destek oluruz dediler. Kaç insan, gelin bizim bahçemizde yapın programı diye aradı, söyledi. Buraya kadar gelip davet ettiler.Böyle bir müdahale bekliyor muydunuz?Tabii ki, ilk günden beri. Gelen her konuk size nasıl izin verdiler diyordu. Süreç belli...İzni ne zaman almıştınız?Ramazan’a doğru, en fazla bir ay önce izin alınmıştır. Diyanet burada dürüst davranmış. Herkese eşit mesafede duralım, kim istiyorsa izin verelim demişler. Ama bu birilerini rahatsız etmiş. Bence şöyle bir şey de var; bu caminin Üsküdar’da olduğunu Üsküdar Belediyesi çok geç fark etti. Yoksa çoktan gelebilirdi.Sadece Üsküdar Belediyesi değil, programa gelen konuklar da, seyircinin çoğu da bilmiyor böyle bir caminin olduğunu...Ben de bilmiyordum. Enteresan, 1800’lerde yapılmış bir cami. Çok da güzel, bahçesi, içerisi. Selimiye Kışlası’nın camisi, askerler için yapılmış. Kimse bilmiyordu bu camiyi, gün yüzüne çıkardık galiba.Cemaati arttı mı?Bizi ziyarete gelenler, pasta börek getirenler var. Teravihi burada kılıyorlar. Özellikle o olaydan sonra İstanbul’un birçok yerinden geldiler.Mehmet Baransu’nun evini basacaklardı, sizin programı bastılar...(Gülüyor) Baransu’nun konuk olmasını sorun yaptılar. Biz siyasi bir şey konuşmadık. Kimseyle konuşmuyoruz. Umresini anlattı. Mekke’yi konuştuk.Kimin fikriydi çağırmak?Bizim fikrimizdi. Gazetecileri de ağırlıyoruz. Baransu’nun konuk olmasını eleştiren yazıyı yazan Yeni Akit Gazetesi yazarı da gelecekse davet ederiz yani, gelsin. Ramazan bu. Ramazan senin benim değil, herkesin Ramazan’ı. Ramazan sadece bir cemaatin, bir partinin, bir tarikatın ayı değil. İnsanların ne kadar dindar, ne kadar maneviyatlı olduğunu sorgulamak bize düşmüyor.Baransu ile konuştunuz mu sonradan?Hayır, zaten benim yüzümden size bir şey olmasın, demişti. Herkeste her an bir şeyler olabilir tedirginliği vardı. Tweet atıp tehdit edenler oluyor. Hakareti duyan kişi olarak buna üzülmüyorum, o hakareti söyleyen kişiye üzülüyorum. Çünkü acı laflar. Yüzüne çarpılabilir bu bir yerde. Pişman olacakları sözler söylüyorlar. İnsanlar kendilerine ait olmayan kavganın zırhını giyiyor. Ya da iki muhtar birbirine küsüyor, köylüler kavga ediyor. Böyle bir şey yok ki.Davet ettiklerinizden gelmeyen oluyor mu?Geçen sene çağırdıklarımızdan bu sene gelmeyenler var. Zaruretten gelemeyenler var ve gelmeyenler var. Onları yargılamıyorum. Zor bir süreçten geçiyor insanlar. Özellikle memuriyeti olanlara hiçbir şey diyemem. Sonuçta rızık diye bir şey var. Üzücü olan, insanlar bir Ramazan programına gelmekten korkuyor. Bu da ülkemizdeki durumu özetliyor.Zabıtalar işte bu ekibi cami avlusundan kovmaya kalktı. Hani televizyoncular her röportajda “Ekip çok iyi, çekim arasında çok eğleniyoruz.” der ya. Bu ekip de hakikaten öyle. Bizzat gördüm. Teravih sonrası, sahur programı hazırlıkları sırasında o meşhur havuz başındaki mermer masada görüştük Ahmet Bozkuş ile. Yan masada mahalleli teyzeler içli köfte tarifi veriyordu. Biz ise, havuzdan su içen kedileri seyreylerken zabıtaların yaptıklarını konuşuyorduk.Geçen yıl Ramazan programı sunmayacağım diye karar almıştımProgramda anlattığınız hikâyeler çok ilgi çekiyor. Ağlıyorsunuz sık sık. Sosyal medyada epey konuşuldu bu, merak ediliyor, mizansen mi?Bu soru sorulunca çok üzülüyorum, gerçekten. Mizansen yapıyorsam Allah ikincisini nasip etmez herhalde. Oyuncular gözlerine damla damlatır veya bir madde sürer gözyaşını akıtacak. Oyunculuk yaparken ben onu bile yapmadım. O da yalan. Eğer onu hissedemiyorsam ağlamayayım. Hatta bazıları hakaret ediyor. Geçen yıl çok içerlemiştim. Bir daha Ramazan programı sunmayacağım, hikâye anlatmayacağım demiştim. Samimiyet sorgulaması yapılıyor. Ben kimsenin samimiyetini sorgulamam. Bu yüzden bırakma kararı aldığımda bir arkadaşım Hocaefendi’nin videosunu açtı, altında yazan yorumlara bir bakar mısın dedi, kimlere neler söylenmiş.Öğretmenlik, radyoculuk, oyunculuk, stand-up, şiir albümü, şimdi Ramazan programı. Karışık bir kariyer…Hepsi aynı aslında. Hepsi yazmak ve konuşmak üzerine.Aile zoruyla mı okudunuz öğretmenliği?Yok. Katsayı probleminin olduğu zamanlardı. 28 Şubat dönemi ve imam hatipliydim.Hangi bölümü istiyordunuz?Hukuk. Savunmayı severim, haksızlık varsa dilimi tutamıyorum. Ama edebiyat öğretmenliğini de severek okudum. Severek bitirdim, severek de öğretmenlik yaptım. Fakat öğretmenliği sürdüremezdim bir yerden sonra. Özellikle radyo ve tiyatroya yönelik acayip bir hevesim vardı. Gelmeseydim, denemeseydim içimde ukde kalırdı.Öğretmenlikten radyoculuğa geçişiniz nasıl oldu peki?Diyarbakır’da üniversite öğrencisiyken radyoculuk yapmıştım, yerel çapta. Tiyatro da yapıyordum. Bingöl’de öğretmenlik yaparken Dünya Radyo’nun genel yayın yönetmeni Mesut Baran geldi. Onun da katıldığı programın sunuculuğunu yapmıştım. Şehirde öğretmendim ama insanlar benim de onlar gibi Ankara’dan geldiğimi sanıp tebrik ediyorlardı. Mesut Baran, radyoya gelmek ister misin, diye sordu. O demese ben soracaktım radyoya gelmemi ister misiniz, diye. Sağ olsun bir iş başardığımda ona dua ederim. Dünya Radyo’ya gelmeme vesile oldu. Sonra radyo İstanbul’a taşındı, Samanyolu Yayın Grubu’na dahil oldu. Biz de İstanbul Misafirhanesi programıyla başladık.Oyunculuk da yapmışsınız...Tiyatroda oynuyordum zaten. İki Dünya Arasında dizisinde de 173 bölüm oynadım.Nerede büyüdünüz? Diyarbakır’da mı?Adana’da. Kozan’da büyüdüm. Köyde doğdum, köyde büyüdüm. Sonra okumak için Kozan’a gittim. Üniversiteyi de Diyarbakır’da okudum.Kazancımı dershane öğretmenleriyle paylaşmaya hazırımDoğuda dershane öğretmenliği yapmışsınız. Öğrencilerinizle görüşüyor musunuz?Evet. Birine kız istemeye bile gittim. (Gülüyor) Öğretmen olup beni öğrencilerinin mezuniyet programına davet edenler var.‘Dershaneler kapanmasın’ kampanyası sırasında çok aktiftiniz...Çünkü dershanenin ne anlama geldiğini gördüm. Bir çocuğunu teröre kaptırmış anne için çocuğunu okutabilmenin ne kadar büyük bir şey olduğunu gördüm. Bir çocuğun dağdan okula dönmesinin ne kadar önemli olduğunu, barut değil tebeşir kokusu alıyor olmasının annesi için çok büyük bir nimet olduğunu gördüm. Öyle dualar duydum ki… O yüzden dershaneyi kapatmak bir annenin güneşe bakan penceresini kapatmaktır.Bu yorumlar çok romantik, abartılı, hatta uçuk bulunmuştu o süreçte…Bulsunlar… Çünkü uçuk bir şeyden bahsediyorum. Her evden bir insanın dağa götürüldüğü, bir insanın faili meçhule kurban gittiği bir yerden bahsediyorum.Teşvik edilirse okullar yeterli olamaz mı?Mümkün mü? Güneydoğu’dan bahsetmiyorum. Okuma oranının en yüksek olduğu şehirlerin okullarına bakalım. Yeterli mi? Özel okul öğrencileri bile gitmek zorunda kalıyor. Bu konuyu benimle oturup eğitim çerçevesinde tartışabilecek kimse yoktur. Milli Eğitim Bakanı dahil. Daha Hizmet’in maneviyatına girmeden sadece eğitimle ilgili izahatında kaybeder. Güneydoğu’da görev yapan arkadaşlarım var, birisinin dahi maaşına dair korku taşıdığına inanmıyorum. Ki ben dershanede öğretmenlik yapan arkadaşlarımla, kazandığım parayı hemen paylaşabilirim. Hiç tereddüt etmem, gelsin evimde kalsınlar. Benim gibi binlerce insan olduğuna da eminim. Onları kimseye muhtaç etmeyecek insanlar var. Benim üzüldüğüm şey oradaki çocuklar gidecek kapı bulamayacaklar, yanlış kapıya gidecekler. Terör dediğimiz belanın çaresi eğitim. O yüzden PKK karakollardan daha çok okuma salonlarına saldırıyor. Ben bunları yaşadım, gördüm. Bunu sadece Hizmet’in dershaneleri için demiyorum. Güneydoğu’da, Türkiye’de açılan her okul, her dershane kıymetlidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder