11 Temmuz 2014 Cuma

Onlar hayırda yarışır

Kur’an-ı Kerim, inananların ahlâk, inanç, ibadet, hukuk, zikir ve hayat kitabı. Kişi onu okuyup, anlayıp, hayatına taşıdığı ölçüde Allahü Teâlâ’ya yakınlık kazanmış oluyor. Kur’an, insan-ı kâmilliğe ulaşmada yol haritası çiziyor. Mü’minun Sûresi de müminlerin vasıflarını sıralayarak insana dünya-ahiret mutluluğu kazandıracak reçeteyi sunuyor.Hz. Ömer (ra) anlatıyor: “Resulullah’a (sas) vahiy indiğinde biz yanında arı vızıltısı gibi bir ses işitirdik. Bir gün üzerine vahiy indi, bir süre bekledik. Derken üzerindeki bu hal açıldı, hemen kıbleye dönüp ellerini kaldırdı, ‘Ya Rabbi, bizi çoğalt, eksiltme. Değerimizi artır, bizi hakir kılma. Bize ver, mahrum etme. Bizi tercih et, başkalarını bizim üzerimize tercih etme. Bizden razı ol ve bizi razı eyle.’ diye dua etti. Sonra da: ‘Bana on ayet indirildi ki kim bu ayetlerdeki buyrukları yerine getirirse cennete girer’ buyurdular.”Hz. Ömer’in, fazileti ve önemiyle ilgili rivayet ettiği bu ayetler, Mekke döneminin sonlarına doğru indirilmiş olan Mü’minun Sûresi’nde geçiyor. Sûre, Kur’an’ın 23. sûresi ve 118 ayetten meydana geliyor. Adından da anlaşıldığı üzere hem ideal hem de mükemmel müminlerin özelliklerinden bahsediyor. Sûrenin çeşitli ayetlerinde müminlerin temel özellikleri hatırlatılıyor. Diğer ayetlerde de müminlerin tersi olan kişilerin belli başlı özelliklerine de atıflarda bulunuluyor. İnsanlığın zirvesini tutan peygamberlerin fazilet mücadelelerine işaret ediliyor. Sûrenin baş tarafında kesin bir ifadeyle müminlerin mutluluk ve başarıya erecekleri bildiriliyor. Özellikler sayıldıktan sonra da ahirette bu özellikleri taşıyanların ulaşacakları mükâfat açıklanıyor. Bunun da, ebedi kalacakları Firdevs cenneti olduğu belirtiliyor. Bu özellikler şu şekilde sıralanıyor:-Namazlarında tam bir saygı ve tevazu içinde olanlar,-Lüzumsuz, faydasız ve boş şeylerden uzak duranlar,-Zekâtı tastamam verenler,-Mahrem yerlerini günahlardan koruyan, yani eşleriyle yetinip harama dalmayanlar,-Üzerlerine aldıkları emanetlere ihtimam gösterenler,-Verdikleri sözleri tam tamına tutanlar,-Namazlarını vaktinde huşu içinde eda edip zayi etmekten koruyanlar.Yukarıda sayılan nitelikler, müminlerin dikkatle üzerinde durmaları gereken özellikler. İlahiyatçı Prof. Dr. Muhittin Akgül, bu kuralların kiminin insan-Allah arasındaki ilişkiyi, insanın kendisiyle olan ilişkisini, kiminin de insanların toplumla olan ilişkisini düzenlediğini belirtiyor. Bu özelliklerin tersinin ise Allah katında konum itibarıyla kâfirlerden daha aşağıda olan münafıkların özelliği olduğunu söylüyor.Zengin, fakirin emanetçisiİnananlar açısından bu dünya, insanın imtihan için geldiği geçici bir yer. İnsanın imtihan olduğu şeylerden birisi de şüphesiz malı. Allahu Teala fakir ve muhtaçlara vereceği miktarı, adeta zenginin malının içine emanet olarak koymuş. Ve bu noktada zengin adeta bir emanetçi konumunda. İnsan Allah katında değerli olduğu için, onun elinden tutan, sıkıntılarını gideren, muhtaçları görüp gözetenler de Allah katında değer kazanıyor. Mü’minun Sûresi’nin 57-61 ayetlerinde müminlerin önemli özelliklerine vurgu yapılıyor. Allah Teâlâ ayetlerde, hakiki iman, şirksiz kulluk ve özellikle de hayırlı ve güzel işlerde yarışmaya dikkatleri çekiyor:-Yüce Yaratıcılarına duydukları saygıdan dolayı korkudan dolayı titreyenler,-Rab’lerinin âyetlerini tasdik edenler,-Rab’lerine hiç ortak tanımayanlar,-Verdiklerini Rab’lerinin huzuruna dönecekler diye kalpleri ürpererek ve­renler,-Hayırlı işlerde yarış edenler ve bu yolda önde gidenler.Ayetler, insanlara özellikle infak konusunu hatırlatıyor. Kur’an’ın pek çok ayetinde de infak, değişik açılardan ele alınıyor. Allah Resulü (sas) farklı beyanlarıyla buna vurgu yapıyor. Bakara Sûresi’nde, “Allah yolunda malınızı harcayın da, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın ve hep güzel davranın. Çünkü Allah güzel hareket edenleri sever.” ve benzeri uyarılarla insanın dikkati çekiliyor. Hayır yollarında harcanmayan malın, ahirette insanı yakan bir ateş haline geleceği de Âl-i İmrân Sûresi’ndeki; “Allah’ın kendilerine lütfu ile bol bol verdiği nimetlerde cimrilik edip harcamayanlar, sakın bu hâli kendileri için hayırlı sanmasın. Hayır, bu onların hakkında şerdir. Cimrilik edip vermedikleri malları kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Kaldı ki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah ne yaparsanız hepsinden haberdardır.” ayetiyle haber veriliyor.İnfak, paratoner vazifesi görüyorTefsir Profesörü Muhittin Akgül, insanın başkalarına yardımda bulunması ve muhtaçlara sahip çıkmasının başına gelebilecek muhtemel sıkıntılara karşı adeta bir paratoner vazifesi gördüğüne dikkat çekiyor. Yardımlar kıtlık, deprem, kuraklık gibi tabii afetlere karşı bir set haline dönüşüyor. Akgül, Ramazan ayında yapılan hayır ve hasenatın sevabının, diğer aydakilere nispetle kat kat fazla olduğunu söylüyor: “Allah Resûlü (sas) bu mübarek ayda adeta esen bir rüzgâr gibi yerinde durmaz, hayır işlerini zaten yapmakla beraber, bu ayda daha da sıklaştırırdı. Bu ayda her eve girdiğinde acaba verecek bir şey var mı diye araştırır, bulduğunu da hemen muhtaç kimselere ulaştırırdı. İslam tarihi boyunca müminler Allah Resulü’nden öğrendikleri bu yöntemi hep hayatlarına taşımış, infaklarını özellikle bu ayda daha da artırmış.”Efendimiz Hz. Muhammed (sas) de geçmişte yaşanmış şu vakayı haber vererek bu konuda müminlerin dikkatlerini çekiyor:“Bir adam boş bir arazide giderken bulut içinden gelen bir ses duydu: ‘Falancanın bahçesini sula!’ diyordu. O bulut uzaklaşarak suyunu bir kayalığa boşalttı. Derken oradaki sel yollarından biri bu suların tamamını toplayıp bir yöne akıtmaya başladı. Adam da suyun istikametini takip ederek yürüdü. Bir müddet sonra, suyu bahçesine çevirmek üzere elinde bir kürek, çalışan bir adam gördü. Ona: ‘Ey Allah’ın kulu senin ismin ne?’ diye sordu. ‘Falan!’ dedi. Bu isim, adamın buluttan işittiği isimdi. Bu sefer o sordu: ‘Ey Allah’ın kulu, peki sen benim adımı niye sordun?’, ‘Ben şu suyu sana getiren buluttan bir ses işitmiştim, senin ismini söyleyerek ‘Falanın bahçesini sula!’ diyordu. Sen bahçede ne yapıyorsun?’ Adam, ‘Mademki sordun söyleyeyim. Ben, bu bahçeden çıkan ürüne nezaret ederim. Ondan çıkan ürünün üçte birini tasadduk ederim. Üçte birini ben ve ailem yeriz, üçte birini de bahçeye iade ederim.’ dedi.Müminlerin özelliklerinden bahseden ayetlerde insanın verirken dikkatli olmasına, verdiğini Rabb’inin huzuruna dönecek diye kalbi ürpererek vermesi konusuna özellikle vurgu yapılıyor. Her amelde sadece Allah rızasını gözetmek temel ölçü olmakla beraber, verme konusunda buna özellikle dikkat çekilmiş olması, insanın tabiatıyla yakından ilgili. Nitekim insan verirken gösterişe, riyaya girebilir. Oysa asıl olan gizli verilmesi. İlahiyatçı Akgül, verirken sadece rıza-i İlahi mülahazasının olması gerektiğini söylüyor. Akgül, “Veren açısından boşa gitmemesi, gösteriş, riya gibi amelleri yok eden virüslerden uzak kalması, alan için de onur kırıcı olmaması, insan şahsiyetini küçülten bir durumla karşı karşıya kalmaması için, Allah Resulü (sas) konuyla ilgili gizliliğe vurgu yapmış. ‘Sağ elin verdiğinden sol elin haberdar olmaması’ ifadesini kullanmış.” diyor.Aslında insanın, verdiğinden haberdar olmaması imkansız. Ancak buradaki hikmet insanın verdiğini unutması ve içinde büyütmemesinde gizli. Çünkü infakın, insanı riyakarlığa götürme ihtimali var. Böyle bir riyakarlık ise, küçük şirk dediğimiz tehlikeli yola götürebilir. Gösteriş için verilen mal, kıyamet gününde hayırlı netice vermez. İşte bu açıdan verirken ya da kulluğun diğer kısımlarını ifa ederken, kalbinin de ciddi bir endişe içinde olması gerekiyor. ‘Acaba Allah için mi verdim? Tam isabetli yapabildim mi? Acaba yaptıklarım, Allah’ın rızasına muvafık mı? Kusursuz yapabildim mi?’ sorularını sormak gerekiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder