26 Temmuz 2014 Cumartesi

Yalanın azı çoğu olmaz

Allah-u Teâlâ, Hac Sûresi’nin 22. ayetinde, “Yalan sözden sakınınız.” buyuruyor. Ancak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, 81 ilde yaptığı “Türkiye’de Dini Hayat Araştırma Raporu”na göre, Türkiye’de yaşayan kişilerin yüzde 20’si ‘Az olmak kaydıyla yalan söylemek günah değildir.’ diye düşünüyor.Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türkiye İstatistik Kurumu’na yaptırdığı ‘Türkiye’de Dini Hayat Araştırma Raporu’ Türkiye’de yapılan en geniş katılımlı çalışmalardan biri. 37 bin 624 hanede yapılan ankette; dini aidiyet, inanç, ibadet, dini bilgi, gündelik hayat ve din ile dindarlık olmak üzere altı başlık yer alıyor. Rapor, 15 Mayıs-20 Eylül 2013 günleri arasında 81 ilin tümünü kapsıyor. Anketin dikkat çeken sonuçlarından birine göre Türkiye’de yaşayanların yüzde 20’si yani her beş kişiden biri, ‘Az olmak kaydıyla yalan söylemek günah değildir’ görüşüne katılıyor.Eğitim seviyesi arttıkça yalan da artıyorEğitim durumuna göre okur-yazar olmayanların yüzde 8,4’ü, bir okul bitirmeyenlerin yüzde 7,8’i ve lisans ve üstü mezunların yüzde 10,1’i az olmak kaydıyla yalan söylemenin günah olmadığı kanaatinde. Kişilerin yalana dair görüşleri bölgelere göre değerlendirildiğinde, Batı Marmara Bölgesi yüzde 11,5 ile ilk sırada yer alıyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesi ise yüzde 6,2 ile en düşük orana sahip.Yalancılığın yanı sıra ankette göze çarpan bir diğer soru da helal ve haramla ilgili. Ankete katılanların yüzde 46’sı ‘Helal ve haramlar günümüz şartlarını da dikkate alarak yeniden gözden geçirilebilir’ önermesine katılıyor. Bu kanaate katılmayanların oranı ise yüzde 44,5.Yalanı nasıl öğreniyoruz? Yalan söylemenin kötü bir davranış olduğunu çoğumuz masal kahramanı Pinokyo’dan öğrenmişizdir. Bu tahta çocuk, doğru sözden ne zaman ayrılsa burnu uzar ve yalancılık başına iş açar. Masalı dinleyen her çocuğun bilinçaltına ise ‘yalan kötüdür’ anlayışı yerleşir böylece. Fakat gün gelir, minik zihinler de yalanı öğrenir. Hatta doğruluğun terk edildiği ilk anda burun kontrol edilir! Bakılır ki herhangi bir somut değişiklik yok. Yalana devam o zaman! Ödevini yapmayan öğrenci öğretmene, işe geç kalan çalışan patronuna, aile çocuğuna, çocuk arkadaşına derken liste uzayıp gidiyor, en basit konularda bile beyaz yalanlara (!) başvuruluyor. Kısacası lisanı nezih tutmak artık maharet istiyor…Yalan kelimesi, Arapça karşılığı olan kezib (kizb) eski sözlüklerde, “Doğruluğun (sıdk) karşıtı, bir konuda gerçeğe aykırı haber veya bilgi vermek, söz vâkıaya uygun olmamak” diye tanımlanıyor. Kezib kelimesi âyet ve hadislerle diğer İslâmî kaynaklarda ‘gerçeğe aykırı konuşmak’ anlamında mastar, ‘gerçeğe uygun olmayan söz, haber’ anlamında isim olarak kullanılıyor. Kur’ân-ı Kerîm’de kezib ve türevleri 280 yerde geçiyor. Bunların çoğu ‘bir şeyi yalana nisbet etmek’ anlamında tekzîb masdarından türeyen fiil ve isim olarak karşımıza çıkıyor.Yalan, insanlar arasındaki güven, sevgi, saygı, dostluk gibi duyguların yıpranmasına yol açan kötü bir davranış. Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), mümine yakışmayan bu davranışı münafıklık alameti olarak nitelendiriyor.İslâm âlimleri, yalan konusunu işlerken dilin ve konuşma yeteneğinin insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik olduğunu belirterek Allah’ın verdiği bu nimeti yerinde kullanmayanların insanlık değerini de kaybedeceğine dikkat çekiyor. “O, dilde, fıkıhta, hadis ve vaazda bir ilim hazinesiydi. Zamanının insanları içinde en akıllı kimselerdendi…” teveccühüne mazhar olan hadis, siyer, fıkıh alimi Ebû Hâtim el-Büstî nam-ı diğer Ebü’l-Feth el-Büstî, Allah’ın, insanın uzuvlarından sadece dile kendi birliğini ikrar etme yeteneği verdiğini, böylece onu bütün uzuvlardan daha değerli kıldığını ifade ederek akıllı kimsenin dilini yalana alıştırmaması gerektiğini söylüyor.Meşhûr tefsîr ve nahiv âlimi Râgıb el-İsfahâni’nin ez-Zeri’a kitabında ise insanın yalancılığı karakter haline getirmesinin insanlıktan çıkması demek olduğunu belirtiyor: “Yalancılıkla tanınan kişinin sözüne güvenilmez, sözüne güvenilmeyenin konuşması faydasızdır; böylece o kimse hayvan durumuna, hatta daha aşağı bir dereceye düşer. Çünkü hayvan konuşamadığı için bu bakımdan kimseye zarar vermez, yalancı ise zararlı bir varlıktır.”Her yalan bir yanlışı örtmek için söylenirYalan, günümüz insanına musallat olmuş en büyük hastalıklardan biri. Küfre, nifaka karşı mü’mini mukavemetsiz hale getiriyor. Peki, bazen dostlukları bitiren, bazen yuvaları yıkan, bazen de kişiyi işinden eden yalanın pembesi, beyazı olur mu? Yalan, insanın yaşamında ne gibi yaralara yol açıyor?Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Suat Cebeci’ye göre, yalanın büyüğü küçüğü olmuyor. Yalan, insanlar arasındaki manevi duyguları da yıpratıyor. Cebeci, yalan söylemenin ahlâki zaaf göstergesi olduğunu söylüyor. “Yalanın küçüğü, büyüğü, pembesi, beyazı olmaz. Yalan, madde bağımlılığı gibi bir alışkanlık oluşturuyor ve yalanın bir türünü söyleyen her türlüsünü söyleyebiliyor.” diyen Cebeci’ye göre her yalan bir yanlışı örtmek için söyleniyor.Yalanın ahlaki değerlere aykırı olduğunu belirten Cebeci, insanlar arasında güven duygusunun kaybolmasına yol açtığını ifade ediyor ve ekliyor: “Yalan, toplum değerlerini zayıflatır ve sosyal yapıyı zaafa uğratır. Her dinde ve kültürde çok çirkin bir davranış olarak kabul edilir ve asla hoşgörülmez.”Yalan, doğruluktan daha çok satıyor!Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Yenibaş da yalanın hayatımızı istila ettiğini şöyle açıklıyor: “Dinin anlayışıyla toplumun algısı birbirinden farklılaşıyor.” Doğrulukla yalanı aynı rafta satılan iki ürüne benzeten Yenibaş, yalanın daha çok sattığını düşünüyor.Yenibaş’a göre, doğruluğun zirvede olduğu Asr-ı Saadet döneminde aldatmanın en küçüğüne bile prim verilmezken, bugün hayatın her alanı bu virüsler tarafından kuşatılmış durumda. Hatta dinin yalan dediğine toplum öyle demiyor. Birilerini güldürmek için şaka yollu sözler sarf edenler için Peygamber Efendimiz’in (sas) şu hadisi şerifini hatırlatıyor Yenibaş: “Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona.” Zira Allah Resulü ashabıyla şakalaşıyor ancak O (sallallahu aleyhi ve sellem), latifelerini latif bir biçimde yapıyor ve sadece doğruyu söylüyor.İlahiyatçı Yenibaş, yalancılığın münafıklık alameti olduğunu hatırlatıyor. Nitekim doğruluğun zirvesi Nebiler Sultanı (sas) münafığın alâmetlerini şu şekilde sayar: “Münafık, konuştuğunda yalan söyler. Kendisine bir şey emanet edildiği zaman ihanet eder. Birisiyle ahitleştiği, sözleşme yaptığı zaman ona gadreder; söz verse de cayar, sürekli hulfü’l-vaadde bulunur. Bir konuda taraf olduğunda haddi aşar, haksızlık yapar; kavga ve nizaları büyütür, düşmanlığa dönüştürür.”Bakara Sûresi’nin 10. ayetinde de şöyle buyruluyor: “Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.”Yalanın gölgesi düşene güven olmazYalan, kişiye duyulan emniyet ve sadakat hislerini ortadan kaldırıyor. Çünkü hayatında birkaç defa yalan söylemiş biri, daha sonra kendisinden sudur edecek bütün doğruluklara gölge düşürmüş oluyor. ‘Söylediğim yalan küçük’, ‘Bunlar pembe yalan önemi yok’ diyerek onu meşrulaştırma yolu tercih ediliyor. Ancak bu masumiyet zırhı, yalanın hükmünü değiştirmiyor. Efendimiz (sas) ise böyle bir durumun kalbi karartacağına işaret ediyor, bir başka hadisi şerifte ise şöyle buyuruyor: “Şüphesiz ki sözde ve işte doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık yoldan çıkmaya (fucûr) sürükler. Fucûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır.”Ezcümle, yalan ve yalancılıktan kurtulmanın reçetesi, şeytandan sığınmak gibi, günde yüz defa belki binlerce defa Allah’a sığınmak olsa gerek...Çocuklar neden yalan söyler?Psikolog Yasemin Eyüpoğlu, 4-6 yaş arasındaki çocuklarda yalan denmeyen ancak doğru olmayan söylemler görülebileceğini belirtiyor. Eyüpoğlu’na göre, bu dönemdeki yalanları bir davranış bozukluğu olarak nitelendirmek yanlış olur: “Soyutlama becerisinin arttığı bu dönemde çocuk, ötekini ne kadar kandırabileceğini düşünür ve yalan söyler. Bu durum karşısında ebeveynin, ‘Emin misin? Ben öyle hatırlayamadım.’ gibi çocuğa düşünme ve düzeltme alanı tanıyarak yapıcı, anlamlandırıcı bir rol üstlenmesi, çocuğun bu dönemi sağlıklı bir şekilde geçirmesine yardımcı olacaktır.”En çok söylenen yalanlarİngiltere’de yapılan bir ankete göre ‘Telefonum çekmiyordu’ en popüler yalanların başında yer alıyor. Aynı çalışmaya göre bir insan her gün ortalama dört yalan söylüyor. İşte en popüler yalanlar:-Telefonum çekmiyordu-Üzerimde nakit para yok-Her şey yolunda-Çok güzel görünüyorsun-Seni gördüğüme sevindim-Seni arayacağım-Yakın zamanda görüşelim-YoldayımBu anket İstanbul’da yapılsaydı ‘Çok trafik vardı’ en popüler yalanların başında yer alabilirdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder